|
Atatürk diyor ki....
Bu sayfada ki bilgilerin hepsi resmi veya belgesi
mevcut olan bilgilerdir!
 |
Evet, bu yandaki görmüş
olduğunuz resim bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından Adana'da
bastırılmış bir kartpostal. Yıl 1918; Atatürk, Yıldırım Ordular
Grup Komutanı. Adana Ulucami'de Cuma namazını da eda eden
Atatürk bu kartpostalı neden yaptırmış acaba?
Söylüyorum; Bu kartpostalı iki
cihan güneşi Hz. Muhammed(S.A.V.) efendimize gönülden
bağlılığından ve saygısından dolayı bastırmıştır. Kartpostalın sol alt köşesinde
Osmanlıca "Biz gaza eyledik, hoşnud eyledik peygamberi."
yazmaktadır. Yüzlerce Atatürkçüyüm diyipte, İsmet İnönü ateizmi
peşinden giden simsarların, chp ve yargıdaki ateistlerin utanması gereken tarihi bir belge
dimi, bir de Atatürkçü geçinen masonlara ne demeli, onlarda yüz olduğunu
sanmıyorum, yüz olsaydı bu ülkeden pılını pırtlarını toplayıp
giderlerdi! Ama nerde o erdem, haysiyet, şeref, onur!!!
Şunu da iyi bilelim; böyle manevi ehemmiyet
teşkil eden tarihi belgelerin birçoğu özellikle sol hükümetler
ve bilhassa İnönü zamanında ortadan kaldırılmıştır, doğruya!
halkı uyutmak ve bir takım değerlerden soyutlamak için, güçlü
bir malzeme lazımdı! Onu da şehit ettikleri Atatürk üzerinden
hala çok güzel uyguluyorlar!! Fazla söze ne hacet sokağa çıkın
yada kartel medyasından, bir lağım kanalına bakın! |
Adalet
gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul
olunamaz.
“...Arapların arasında mevcut olan
karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa
birkaç sene Araplardan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi
derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet’in
mukaddes yerlerinin, Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzu altına
girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki,
buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade
etmeyeceğiz...”
“...biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lâkayt olmakla itham
edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusu, yani
mukaddes toprakların daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin
için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin
Selâhaddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla
mücadele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında
bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün,
-Allah’ın inayetiyle- kuvvetliyiz...” (...bu evrak, o zamanki
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey ’in imzasıyla; ’TC Dahiliye Vekâleti,
Matbuat Umum Müdürlüğü’ antetli bir evrak ile Başvekâlet Yüksek
Makamı’na sevk edilmiştir. Kayıt numarası, 5476/7/1/K7’dir.
"Sonra Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa
olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir
kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." (Atatürk'ün Temel
Görüşleri, Fethi Naci, s.55)
"Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi,
ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden
halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle
Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir,
kalbi cesaret bulur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)
"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın
selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz
Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya
memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce
bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel
dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun
düşüyor. Yer ve zaman : 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir'deki Paşa
Cami" (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)
"Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir.
Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal
olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir.
Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı
içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı
yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun
harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz
ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün
Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)
"Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında
kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna
bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların,
erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey,
Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek
eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede
bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve
Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü
kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında
kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer
konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri
gitmişlerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile
dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl
inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel
hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya
milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir
din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince
aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve
mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (Atatürk ve Din
Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)
Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız
Zeki Çağlarman Atatürk'ün bu yönünü şöyle anlatmıştır: "Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la
uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk
kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı
ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir
zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk,
Ercüment Demirer, s.10)
"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz.
Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam
olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve
kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi
yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve
kalkınabilirler." (Atatürk, Nedim Senbai, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya
Yay., s. 102, 1979)
Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi
kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan
muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir, O'nun
Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır. (Atatürk ve
Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları,
s.28)
"Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed'e
karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri,
esasları korumakla tecelli edebilir." (Şemsettin Günaltay, Ülkü
Dergisi, sayı 100, s. 4)
Büyük
dinimiz
çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı
kimseler
çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu
zannıdır.
Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı
İslâmların kâfirlere esir olmasını
istemek değil de nedir?
“Bombasırtı
vak'asını anlatmadan geçemeyeceğim. Siperler arasında mesafe sekiz
metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler, hiçbiri
kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine
geçiyor... Fakat ne kadar gıpta edilecek bir itidal ve tevekkülle
biliyor musunuz?... Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini
biliyor, hiç ufak bir korku ve endişe göstermiyor, sarsılmak yok...
Okumak bilenlerin ellerinde Kur'ânı Kerim, cennete gitmeye
hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar.
Bu, Türk Askerindeki ruh ve kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve
tebrik bir misaldi. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Savaşlarını
kazandıran bu yüksek ruhtur... MUSTAFA KEMAL (Anafartalar Grup
Komutanı)”
Bilelim
ki, milli
benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar.
Bir
dinin tabiî olması
için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bütün bu
şartları fazlasıyla taşımaktadır.
Bir millet eğitim ordusuna
sahip
olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse
etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla
mümkündür.
Biz
cahil dediğimiz
zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim,
hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük
cahiller çıktığı
gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler
çıkabilir.
Biz
kimsenin düşmanı değiliz.
Yalnız insanlığın düşmanı olanların
düşmanıyız.
Biz sadece
din
işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve
fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.
Biz
Türkler, bütün
tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle
timsal olmuş bir milletiz.
Bu memleket
dünyanın beklemediği, asla umut
etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin
senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarıyla sallandı; beşiğin
içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi
oldu sonra onlara alıştı; Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu,
Doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu...
Türk budur.
Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
Bu
millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı ben
hiç birşey yapamazdım.
Din
bir
vicdan
meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.
Ey
kahraman Türk
kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye
layıksın.
Gerektiğinde
vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını
bilen bir millet elbette büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir
millettir.
Her
fert istediğini
düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip
olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve
hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.
|
|