|
|
|
|
Köşe Yazısı |
|
Abdülhamit Hanoğulları * |
Geri Dön A.H. Not : Hürriyet gazetesi yazarlarından Yalçın Bayer'in 13 Nisan 2008 Pazar günü ki köşesinde ele aldığı dezene olmuş 31 Mart ve II.Meşrutiyet olayı tamamen gerçek dışı hadiselerle anlatılmıştır. Yahudilerin Tevrat ve İncil'i tahrip edip içlerine gerçekle bağdaşmayan cümleler eklemesi gibi, bazı dış güdümlü kalemşörlerin de tarihimize ve dinimize olan çarpıtmaları okumaktayız veya izlemekteyiz. Masonik düzenin ülkemizdeki en güçlü maşalarından olan Hürriyet gazetesinin etkili çıfıt zihniyet güdümlü yazarından fazlada birşey beklenemez(!?) Bu ülkenin başına hangi türlü bela geldiyse ve şimdiki başımızda ki belalar ve sorunların nedeni bilinmelidir ki hepsinde mutlaka yahudi ve hizmetkarları masonların varlığı aşikardır!! İşte büyük Hakan II. Abdulhamit Han bu çıfıt ve masonik düzenin planlarını çoğu zaman boşa çıkarmış ve onların en büyük düşmanlarından biri olmuştur. Çünkü büyük hakan çok iyi bilmekteydi kökü dışarıda olan bu sistemin topraklarımızı bölme ve ele geçirme arzularını! Bu nedendir ki bugünkü ittihat ve terakki çocukları ve beyazlar büyük Hakan’ı hiç sevmezler ve her fırsatta ona çamur atmaya kalkarlar! Osmanlı padişahı olarak görev yaptığı süresince yönetim anlamında çok faydalı iyileştirmeler yaptığı yönetimini baskıcı yönetim olarak tanımlayan ve geçmişte ki İttihakki ve Terakki ağızından konuşan bu dış güdümlü kalemşörün zerre kadar ecdadını tanımadığını ve dini İslamiyet olan bir ülkeye yaptığı hainlikten başka birşey değildir. İkinci Meşrutiyet'in İlanı ve Masonların Meşrutiyetçilere Açık Desteği Abdülhamid'e muhalif grupların arasında başı İttihat Terakki Cemiyeti üyeleri çekiyordu. İttihatçılar tarafından astırılan bildiriler Abdülhamid'e yapılan uyarılar niteliğindeydi. Bu bildirilerle Abdülhamid'e karşı savaş ilan edilirken, Makedonya ve Selanik'teki Mason localarının tam desteği alınmıştı. İşte çıfıt parmaklı bir yazarın köşesinde yayınladığı dezene olmuş makale! RUMİ takvimle 31 Mart 1325’te, bugün kullandığımız miladi takvimle 13 Nisan 1909’da tarihimizin en büyük gerici ayaklanması olan ’31 Mart Vakası’ yaşanmıştı. Bu tarihten 9 ay kadar önce, 24 Temmuz 1908’de ’İkinci Meşrutiyet’ ilan edilmiş ve Padişah 2’nci Abdülhamid’in 33 yıllık baskı yönetimine son verilmişti.
Sayın Bayer, madem gerçekleri yazdığını sanıyorsun! O zaman neden yazmadın 31 Mart ve II. Meşrutiyet'in arkasındaki masonların, hahamların, beyaz Türklerin parmağını, neden yazmadın(!?) Yazamazsın çünkü, sende o erdem, vatan sevgisi, din sevgisi, Allah aşkının olmadığını iyi biliyorum! Senin mensubu bulunduğun gazete değil mi hür ve kabul edilmiş mason localarının ve diğer masonik derneklerin haberini yapan gazete. Onları nasılda insani dernekler gibi gösteriyorsunuz! Sizler var ya sizler, .....!!! mahşer-i alemde arasat meydanında Allah'ın bütün azabı üzerinize olsun! Amin....
(İşte tüm gerçekleriyle 31 Mart ve II. Meşrutiyet)
Abdülhamid, İttihatçıların tehditleri üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Amacı gereksiz yere kan dökmemek idi. Çünkü bazı İttihatçılar, yanlarına Balkanlar'da yaşayan azınlıklara mensup askerleri alarak dağda kurdukları çetelerle devletin merkezleri olan Yıldız ve Babıali üzerinde baskı yapmaya başlamışlardı. İttihatçılar tarafından küstah bir dille çekilen telgraf neticesinde Abdülhamid'in Meşrutiyet'i ilan etmekten başka bir ihtimali kalmamıştı. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak, bu olayın ayrıntılarını şöyle anlatıyor:
Serez'deki Makedonya Locası'nın azasından olan Serez mutasarrıfı Reşit Paşa kardeşimiz, Meşrutiyet ilanı günü Serez'den İstanbul Yıldız Sarayı'na, İkinci Sultan Abdülhamid'e telgraf çekerek "iki saate kadar Meşrutiyet ilan edilmediği ve cevap verilmediği takdirde ahali tebdili biat edecektir" demişti. Abdülhamid bu telgrafı alınca telaşlanmış ve müsvedde halinde olan bu cevabı tebyiz bile ettirmeden her tarafa telgraf çektirerek İkinci Meşrutiyet'i tamim mecburiyetinde kalmıştır (Türkiye'de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.39) .
Yıllardır kurulması düşünülen fakat sürekli olarak Abdülhamid'in engellemeleri neticesinde başarısızlıkla sonuçlanan Büyük Türkiye Locası çalışmaları da Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte başarıya ulaştı. Üstad-ı Azam Kemalettin Apak ise masonluk-İttihat ve Terakki ittifakının, Meşrutiyet'in ilanından sonra da devam ettiğini vurgular:
Masonluk bu bölgede İttihat Terakki Cemiyeti'ne nasıl hizmet etti ise, bilahare Meşrutiyet'in ilanını müteakip bu cemiyet de Türk masonluğunun teşkilatlanıp gelişmesine öylece hizmet etmiş ve onun yükselmesine amil olmuştur (Türkiye'de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.41) .
Meşrutiyet'in ilanından sonra masonların yapmış oldukları propagandalar sayesinde devlet kademesinde mason olmayanların Avrupa ülkelerinde itibar görmeyeceği inancı yaygınlaşmıştı. Araştırmacı-Yazar Mustafa Yalçın, Meşrutiyet'in ilanından sonra mason localarına artan talebi kitabında şöyle anlatıyor:
Bu propagandalara aldananlar gecikmeden soluğu mason teşkilatlarının gizli odalarında alıyorlardı. Önce İstanbul'da bir mason büyük şurası oluşturuluyor sonra ilk üyeler en yüksek mason basamağına yani 33. dereceye çıkarılıyordu. Masonluğun bu yüksek basamağına tırmanan biraderler arasında Talat Paşa, Mithat Şükrü Bey, Karasu, Davit Kohen vardı. Bu zatları birdenbire son basamağa çıkaran zat, Mısır Şuray-ı Ali azasından Sakanini biraderdi. Türk masonluğunun siyon üçgenli tahtına yerleşen İttihat ve Terakki ileri gelenleri, diğer subayları da locaya girmeye zorlayarak kendilerine çekmeye çalışıyorlardı. İttihat Terakki, herkesi bünyesinde toplamaya çalışmakla bir siyasi oluşum havası vermek istiyordu. 31 Mart olayının ardından İttihat ve Terakki liderlerinden Talat Bey, masonlukta bir basamak daha çıkıyor ve büyük üstad oluyordu. Ayrıca memleketin her yerine, Elazığ'dan Malatya'ya varıncaya kadar İttihat Terakki kanalıyla localar açılır olmuştu. Az zamanda yalnız İstanbul'da 24 loca açılmıştı. Bütün memleketteki locaların sayısı 58'e ulaşmıştı (Türkiye'de Masonluk Tarihi, Kemalettin Apak, s.39) .
Abdülhamid'i düşürmek masonlar için kolay olmayacaktı ve ancak bir darbe ile düşürülebilirdi. Yapılacak ilk uygun zeminin hazırlanmasıydı. Sultan Abdülhamid, hiçbir ilgisinin olmadığı 31 Mart Ayaklanması gerekçe gösterilerek ve Şeyhüllİslam Mehmed Ziyaettin'in verdiği fetva sonucunda tahttan indirildi. Abdülhamid'in yerine İttihatçıların güdümünden çıkmayacağı belli olan Mehmet Reşat getirildi. 27 Nisan gecesi de Sultan Abdülhamid ve ailesi 20 saatlik bir tren yolculuğu sonucunda Selanik'e gönderildi. Bu olaydan sonra Osmanlı'yı bir İslam Birliği halinde ayakta tutabilmenin son fırsatı da yok edilmiş oluyordu.
Meşrutiyet devrimini gerçekleştiren İttihat ve Terakki Cemiyeti, siyasal gücü tam anlamıyla eline almamış, görece bir çoğulculuk ve özgürlük ortamında her kafadan bir ses çıkar olmuştu.
Muhalefetteki muhafazakár siyasal odaklar, el altından gerici güçleri kışkırtıp özendiriyor, bir yandan da devrin süper gücü İngiltere ile dirsek teması kuruyorlardı.
Derviş Vahdeti ismindeki bir Nakşi, yayımladığı Volkan Gazetesi’nde açıktan ayaklanma çağrılarına başlamış ve özellikle İstanbul’daki ağırlıkla alaylı subay ve çavuşlardan kurulu I. Ordu birlikleri üzerinde etkili olmuştu.
13 Nisan 1909 sabahı Taşkışla’daki 1. Ordu birlikleri ayaklandılar. Önlerine çıkan mektepli subayları öldürerek, önce Galata Köprüsü’ne indiler; şafak sökünce de Ayasofya Meydanı’ndaki Meclis-i Mebusan binası önünde toplandılar.
Saatler ilerledikçe durum ağırlaşıyor, Padişah 2. Abdülhamid’den de Babıáli’deki hükümetten de hiçbir tepki gelmiyordu. Ayaklanmacı kara kalabalığın İstanbul’da duruma hákim olmaya başladığı görüntüsü ürküntü veriyordu.
HAREKET ORDUSU
Ayaklanma haberi Edirne, Selanik ve Manastır’daki 2. ve 3. Ordu birliklerine ulaştığında, durumun basit bir güvenlik sorunu olmadığı, yaygın bir gerici başkaldırının yaşanmakta olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Selanik’teki 3. Ordu’nun kurmay başkanı Önyüzbaşı Mustafa Kemal Bey, İstanbul’dan gelen telgrafı okur okumaz inisiyatifini kullanarak, adını da kendisinin koyduğu öncü bir birliğin, Hareket Ordusu’nun hazırlıklarına başladı.
Ordu komutanı Mahmud Şevket Paşa’da gözlemlediği duraksamaya şu sözleriyle son verdi:
"Bu isyanı basit bir isyan hareketi olarak görmek, aldanmaya neden olabilecektir. Ülkenin çeşitli yerlerinde ayaklanmalar olduğu, gelen şifrelerle anlaşılmıştır. İsyan, üç-beş isyancının işi değildir. Olağanüstü geniştir, planlanmıştır, dayanakları vardır. Durum öyle gösteriyor ki, arkalarında içten ve dıştan yüksek mevkilerden kışkırtmalar vardır. Soruna yalnızca güvenliğin sağlanması açısından bakmak hatalı olacaktır görüşünü de korumak istiyorum. Bunun derinliklerine inilmelidir. Bugün güvenliği sağlasanız bile yarın tekrar ortaya çıkmayacağının garantisi nedir? Bu isyanın elebaşıları bu gerici hareketi başlatırlarken ulusun hassas düşünceleri üzerinden hareket etmişlerdir. Yarın da, öbür gün de aynı şeyi yapacaklarından emin olabilirsiniz."
İSYANIN ARKASINDAKİLER
"Bu isyancılar arkalarına başka kuvvetleri de almışlardır. Onların verdiği destekle kendilerini olduklarından daha güçlü sanmaya başlamışlardır. Sanırım ki bu hazırlık uzun zamana dayanmıştır. Yapılacak soruşturma bunu kanıtlamaya yetecektir. Önce bu isyan zaman geçirilmeden bastırılmalıdır. Daha sonra kendilerini güçlü sanarak bu isyanı çıkaranlar hakkında kovuşturma yapılıp isyanın derinliklere inen kökleri ortaya konulmalıdır. Ve hemen İstanbul’a girilerek, gereken önlemlerin alınması zorunlu olduğu gibi, bu zihniyete gereken ders de verilmelidir. Düşüncem şöyledir: Yeterince zaman kaybedilmiştir. Hemen harekáta geçmek zorunlu ve önemlidir."
Önyüzbaşı Mustafa Kemal’in bu net irdelemelerinden sonra zaten İstanbul üzerine derhal harekete geçip ayaklanmayı bastırarak Meşrutiyet’i ve hürriyeti koruma eğilimindeki ilerici birlikleri durdurmanın olanaksızlığını kavrayan Mahmud Şevket Paşa, beklenen emri verir.
Önüne geçilmez bir hırsla ve kararlılıkla hızla İstanbul’a yürüyen 2. ve 3. Ordu birliklerinden seçkin bir kuvvet, Hareket Ordusu adıyla başkente girer. 9 güne yayılan şiddetli çarpışmalardan sonra 22 Nisan 1909’da ayaklanma kesin olarak bastırılır. Başta Derviş Vahdeti olmak üzere ayaklanıcıların elebaşıları hızla yargılanır ve birçoğu asılır. Padişah 2. Abdülhamid tahttan indirilerek, Selanik’e sürgüne gönderilir.
Şimdi insan düşünmeden edemiyor: 99 yıl sonra bugün ’31 Mart’lar gündemimizden tamamen düşmüş ve yakın tarihin bir karabasanı olarak mı kalmıştır?
Üzerinde uzun uzun düşünmeye değer!
Aziz Naci DOĞAN
Yazarı : Abdülhamit Hanoğulları
Ekleyen :
Abdülhamit
Gönderdiği Son 50 Yazı : 





Yazı hakkındaki yorumlar : |
DUYURULAR |
|
TOPLAM SİTE İZLENME |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |