|
|
|
www.halilurrahman.eu * |
Geri Dön (Peygamberlerin ve bizim Peygamberimizin müminlerin günahkârlarına ve büyük günah işleyenlere şefaat etmeleri haktır.) Bu konuda şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:
«Benim şefaatim, Ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.» (Tirmizî, Kıyame 11; İbn Mace, Zühd/37.)
(Bu hadisi, İmam Ahmed, Tirmizî, Ebû Dâvud, Ibn Hıbban ve Hâkim Enes'den rivayet etmişlerdir. Hâkim Câbir'den, Taberanî İbn Abbas'tan, Hatîb İbn Ömer'den ve Ka'b b. Uceyr'den rivayet etmişlerdir.)
Şefaatin varlığına aşağıdaki âyet-i kerîmeler de delâlet etmektedir:
«Bir de kendi günahına ve mümin erkeklerle mümine kadınlar için mağfiret dile.» ( Muhammed, 47/19.)
«Fakat onlara, şefaatçılann şefaati fayda vermez.» (Müdessir, 74/48.) Bu âyetin manası, müminlere şefaatin fayda vereceğidir. Çünkü kâfirlere şefaatin fayda vermeyeceğini beyan ediyor.
Meleklerin şefaatına ait şu âyet-i Kerîme delil olabilir.
«O gün Cebrail ve melekler, saf halinde duracaklar. Rahmanın kendisine izin verip de doğruyu söylemiş olandan başkalan bir kelime bile söyleyemiyecekler.» (Sebe, 78/38.)
Peygamberlerin ve meleklerin şefaati hak olduğu gibi, velilerin, âlimlerin, şehidlerin, fakirlerin ve belâlara karşı sabreden müminlerin ölmüş küçük çocuklarının şefaatlan da haktır.
İmam Âzam «el-Vasıyye» adlı kitabında şöyle diyor: «Büyük günah işlemiş olsa da Cennet ehlinden olan herkese, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın şefaati haktır.»
Bu sözlerden anlaşılan şudur: Şefaat, yalnız büyük günah işleyenlere mahsus değildir. Hz. Peygamber aleyhisselâm, bütün ümmetinin bütün sıkıntılarını gidericidir ve rahmet peygamberidir. Hz. Peygamber'in çeşitli şekillerde şefaat edeceği sabittir. Bu makam onu izah etmeğe yetmez. «Akâid-i Nesefîye»de şöyle deniliyor: «Hadislerden istifade edildiğine göre, büyük günah işleyenler hakkında Hz. Peygamberin ve ümmetinin hayırlılarının şefaatları sabittir. Mutezile bu meseleye de muhalif olup ancak müminlerin derecelerinin yükseltilmesi için şefaat edilebileceği görüşündedirler." (İmam-ı Azam Fıkh-ı Ekber-Aliyyü'l Kari Şerhi, sh:175-176)
ŞEFAATLER
"Şefaat, bir kimsenin başkası için iyilik istemesidir. Kıyamet gününde ise, peygamberler, melekler, ilimleriyle amel eden ilim adamları, salih insanlar, mü'minler ve mü'min erkeklerin ve kadınların küçük yaşta ölmüş olan çocukları şefaatte bulunacaklardır. Bunun gibi insanların bazı amelleri, Kur'an-ı Kerim ve oruç da şefaat edecektir.
Allah katında şefaat, ancak yüce Allah'ın izin vermesi ile olur.
Yüce Allah, ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:
"O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir?" (Bakara Suresi: 255)
"Onlar Allah'ın hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler." (Enbiya Suresi: 28)
Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin en büyüklerinden birisi, hüküm verme işinin başlatılması için şefaatte bulunması olacaktır. Yine Sırat'tan geçmeye ve sonra cennete girilmesine izin verilmesi için şefaatte bulunması da, O'nun büyük şefaatlerinden olacaktır. Resulullah (a.s), bunun yanısıra bazı kimselerin hiç hesaba çekilmeden cennete girebilmeleri için şefaatte bulunacaktır. Yine hesaba çekildikten sonra azabı haketmiş oldukları ortaya çıkan bazı kimselerin azap görmemeleri için şefaatte bulunacaktır. Ayrıca mü'minlerin günahkarlarının cehennemden çıkarılmaları için şefaatte bulunacaktır. Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinden birisi de, cennete girmiş olan mü'minlerin oradaki derecelerinin yükseltilmesi amacıyla olacaktır.
Mü'min bir kulun Resulullah (a.s)'ın şefaatim haketmesine neden olan amellerinden birisi, ezandan sonra dua ederek bu duada, Resulullah (a.s)'a Vesile'nin ve 'Makam-ı Mahmud'un verilmesini istemesidir.
Yine Haremeyn'den (Mekke ile Medine'den) birinde ölmek de şefaati gerektiren sebeplerdendir, Resulullah (a.s)'a çok salat getirmek de şefaate neden olan amellerdendir.
Yüce Allah ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:
"Onlara §efaat edenlerin şefaatlerinin de bir yaran olmaz." (Müddessir Suresi: 48)
Bu ayeti kerime, peygamberlerden, nebilerden, meleklerden, sıddıklardan, şehidlerden, salihlerden ve bunların dışında kalan iman sahiplerinden şefaatte bulunacak kimselerin şefaatlerinin, ancak küfür üzere ölmemiş olanlara bir yararı olabileceğini ortaya koymaktadır. Bundan önce şefaatle ilgili bazı naslan verdik. Bundan sonraki bölümlerde de yeri geldikçe şefaatle ilgili naslara yer verilecektir.
İbni Kesir, 'Nehaye' adlı eserinde Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin çeşitleri ile ilgili olarak şu açıklamada bulunmaktadır.
"Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin birinci türü, O'nun ilk ve en büyük şefaatidir. Bu şefaat, diğer peygamber ve mümin kardeşleri içinden yalnızca O'na özel kılınmıştır. Yüce Allah'ın salat ve selamı, O'nun ve diğer bütün peygamberlerin üzerlerine olsun. Resulullah (a.s)'ın bu ilk ve en büyük şefaati, bütün yaratıkların arzuladıkları bir şefaat olacaktır. Hatta yüce Allah'ın yakın dostu Hz. İbrahim (a.s) ve yüce Allah'la konuşmuş olan Hz. Musa (a.s) da bu şefaatin gerçekleşmesini arzulayanlardan olacaklardır.
İnsanlar, bir şefaatte bulunması için önce Hz. Adem (a.s)'in yanına gidecekler. Sonra da sırayla bütün peygamberlere başvuracaklar. Ama bunların tümü, şefaatte bulunmaktan çekinecek ve kendilerinin böyle bir şeyi gerçekleştirebilecek durumda olmadıklarını söyleyecekler. En sonunda bu iş, Hz. Adem (a.s)'in neslinden gelenlerin dünyada ve ahirette en üstünü olan ve Allahu Teala'nın sürekli peygamberi Hz. Muhammed (a.s)'e havale edilecektir. Hz. Muhammed (a.s):
"Ben bunu yaparım, ben bunu yaparım" diyecek. Sonra gidip şanı yüce olan Allah'ın katında, kullarının arasında hüküm verme işini başlatması için şefaatte bulunacaktır. Yüce Allah da, insanları bulundukları yerlerde rahata kavuşturacak, içlerinden mü'min olanlarla kafir olanları ayırıp mü'min olanlara cennetle, kafir olanlara da cehennemle karşılık verecektir.
Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin ikinci ve üçüncü türü, iyilikleri ile kötülükleri (günahları ile sevapları) eşit çıkan bazı kimselerin cennete girmelerini ve kendilerinin cehenneme girmelerine hüküm verilmiş bazı kimselerin buraya girmemelerini sağlamak amacıyla olacaktır.
Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin dördüncü türü, cennete girenlerin, buradaki derecelerinin, kendilerinin işlemiş oldukları ameller dolayısıyla kazanmış oldukları sevaplarının gerektirdiğinin üstünde bir dereceye yükseltilmesi amacıyla olacaktır.
Kadı Iyaz ve onun dışında kalan bazı ilim adamları Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin bir beşinci türünden daha söz etmişlerdir ki, o da bazı kimselerin hiç hesaba çekilmeden cennete girmelerinin sağlanması amacıyla olacaktır. Bu konuda herhangi bir delile rastlamış değiliz. Gördüğümüz kadarıyla Kadı lyaz da, bunun delilini zikretmemiştir. Ancak daha sonra, Resulullah (a.s)'ın Ukkaşe bin Muhsen'e, yüce Allah'ın kendisini hiç hesaba çekilmeden cennete girecek olan yetmiş bin kişiden eylemesi için dua ettiğine dair hadisi şerifi bulunmaktadır. Bu hadisi şerif, daha önce de geçtiği üzere, Buharı ve Müslim'in Sahih'lerinde yer almaktadır. Bu hadisi şerif, bu konuda bir delil olarak kabul edilebilir.
Ebu Abdullah Kurtubi de, 'Tezkire' adlı kitabında Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin bir altıncı türünden daha söz etmiştir. Bu ise, O'nun amcası Ebu Talib'in üzerindeki azabın hafifletilmesi amacıyla olacaktır.
Kurtubi, bu konuda, Sahih-i Müslim'de Ebu Said el Hudri (r.a)'den rivayet edilen hadisi şerifi delil göstermiştir. Orada bildirildiğine göre Resulullah (a.s), Ebu Said el Hudri (r.a)'nin yanında, amcası Ebu Talib'den söz etmiş ve şöyle buyurmuştur:
"Umarım ki, kıyamet günü, benim şefaatim ona yarar verir. Böylece cehennemin biraz hafif bir yerine konulur. Burada ateş ökçelerine kadar ulaşır ama bu (kadarcık) ateşten dolayı beyni kaynar."
Kurtubi, bunu bildirdikten sonra şöyle söylemektedir:
"Eğer birisi, yüce Allah'ın "Onlara şefaat edenlerin şefaatlerinin de bir yararı olmaz" (Müddessir Suresi: 48) diye buyurduğunu söylerse, kendisine şöyle cevap verilir: "Müslümanların günahkarlarının cehennemden çıkarılıp cennete sokulmaları durumuna benzer şekilde, inançsız bir kimsenin cehennemden çıkarılması için şefaatin bir yararı olmaz."
Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin yedinci türü, O'nun, mü'minlerin tümüne birden cennete girmelerine izin verilmesi için şefaatte bulunmasıdır.
Resulullah (a.s)'ın şefaatlerinin sekizinci türü de, Hz. Muhammed (a.s) ümmetinden büyük günah işlemiş olmaları nedeniyle cehenneme girmiş olanlar hakkında gerçekleşecek şefaattir. Bu şefaat ile söz konusu kişiler, cehennemden çıkarılacaklardır. Bu konuyla ilgili olarak tevatür derecesine varacak kadar hadisi şerif rivayet edilmiştir."
Yapılan araştırmaların ortaya koyduğuna göre, Resulullah (a.s)'ın on ayrı şefaati olacaktır. Bunların başta gelenleri, hüküm verme işinin başlatılması, Sırat'tan geçilmesine izin verilmesi ve cennete girilmesine izin verilmesi amacıyla olacaktır. Bu şefaatlerden her biri, tüm insanların ilk önce Hz. Adem (a.s)' (a.s)'e, sonra da sırasıyla Hz. Nuh (a.s)'a, Hz. İbrahim (a.s)'e ve Hz. İsa (a.s)'ya başvurmalarının ardından, işin Hz. Muhammed (a.s)'e havale edilmesi üzerine gerçekleşecektir.
İbni Kesir'in açıklamalarında Sırat'ın geçilmesine ve cennete girilmesine izin verilmesi amacıyla olacak şefaatlerden söz edilmemiştir. Oysa Resulullah (a.s), insanların kıyamet gününde üç yerde topluca kendisine başvuracaklarını bildirmiştir. İfadelerde görülen bazı kapalılıklar nedeniyle, bu ifadelerle neyin kastedildiğinin kesin tesbiti, bazı kimseler açısından zor olmaktadır. Bundan önce değişik nedenlerle şefaatle ilgili nasslara yer verilmişti. Aşağıda da şefaatle ilgili nasların bazılarını veriyoruz........" (Said Havva, El-Esas Fissünne, Hadislerle İslam İnancı, Aksa Yay. İst.C/10, sh:255-258) Daha fazla bilgi edinmek isteyen kardeşlerimiz ilgili cildin ileriki sayfalarına bakabilirler...280.sayfaya kadar sahih hadislerle "Şefaat" kavramını izah etmişlerdir.
"16.Mesele: Günahkarlar İçin Peygamberimizin Şefaatını Hak Görmek Lazımdır.
cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleri: "Benim şefaatım büyük günah işleyen kimseler içindir." buyurmuştur.
Binâenaleyh, şefaati inkâr edenlere mübtedi' denir. Vehhabîler gibi Kur'ân-ı Kerîm'deki şefaati; ancak Allah'ın izniyledir diye inkâra yeltenenler varsa da, şefaat hakkında Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: «Onun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek kimmiş?» (el-Bakara: 255.)
Yine Duhâ sûresinde:
«Muhakkak Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın» buyurulmuştur.
Cenâb-ı Peygamberin razı olacağı en mühim şey ise ümmetinin selâmetidir. Onun için gerek Cehenneme girmemek veya Cehennemden kurtulmak için bir çok şefaâtçılarla, başta Peygamberimizin, ulemanın, şühedanın, sulehanın, hakiki hafızların hattâ her mü'minin birbirlerine şefâatları muhakkaktır.
Hatta Hz. Âişe (Radıyallahu Anha) validemizin rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte:
— «Bir akşam — ki gece demektir — O'nu (yani Resû-lullah sallallahu aleyhi ve sellem'i) namazda bulmuşlar. Müşarün ileyha diyor ki: Rükû ettiği vakit: "Ya Rabbi! Ümmeti ümmeti, dediğini duydum. Sonra secdeye gittiler, secdelerinde de: Ya Rabbî! Ümmeti, ümmeti, dediler. Ve namazdan çıktıktan sonra da: Ya Rabbî! Ümmeti ümmeti, dediler ve: Ya Âişe, buna taaccüp mü ettiniz? Ben dünyada sağ, hayatta kaldığım müddetçe: Ya Rabbî! Ümmeti ümmeti diyeceğim. Kabirde de bunun gibi yine: (ümmetî, ümmeti!) derim. Hatta sûr nefholununcaya kadar. Sûr'a nefh olunduğu zaman yine: Ümmeti, ümmeti derim. Bütün enbiyanın: Nefsi dedikleri o günde ben de: Ümmeti ümmeti, derim; Cenâb-ı Hak ta: «Sen ve ümmetin ve benim vahdaniyyetime inanıp tasdik eden ve senin de peygamberliğini tasdik edenlere seni şefaatçi kıldım» buyurur.
Cenâb-ı Hak Peygamberimizin o büyük şefaatim hepimize müyesser kılsın. Amin.
Tevrat'ta yazılıdır ki: «Ümmet-i Muhammed Cennete üç fırka üzerine gireceklerdir. Bir kısmı hesap görmeden, doğrudan doğruya. Bir kısmı ise kolay bir hesapla. Üçüncü kısmı da Cehenneme girdikten sonra Peygamberimizin şefâatıyla Cennete gireceklerdir.»
Bu hususta çok geniş tafsilât varsa da bu kadarıyla iktifa yeter zannederim. (M. Zahid Kotku, Ehl-i Sünnet Akaidi, sh:28-30)
"Şefaat, İslâm dininde mühim bir yer işgal etmektedir. Bu şefaat evvelâ peygamberlerin, velîlerin, âlimlerin, şe-hidlerin, salihlerin, kıyamet gününde zuafâ-yı ümmet için şefaatleri ehl-i İslâm için makbuldür. Cenâb-ı Peygam-ber'in «Ben ümmetimden büyük günah işleyenler için şefaatçiyim,» hadîs-i şerîfiyle sabittir. Gerek Kur'an-ı Ke-rîm'de ve hadis-i şeriflerle beyân edilmiştir. Kur'ânı Ke-rîm'de şefaat ancak Allah Teâlâ'nın izniyle olacağından kimsenin şüphesi yoktur. Elbette Allah Teâlâ'nın izni her şeyde şarttır. Çünkü mülkün sahibi O'dur.
«Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de razı olacaksın» (ed-Duha:5) âyet-i celilesinde de Cenâb-ı Peygamber (s.a.s.)'e vermiş olduğu paye, kadr, kıymet son derece şâyân-ı hayrettir ki, O habibini razı edecek, memnun edecek. O da tabiî, ümmetinden hiç bir kimsenin Cehennem'e girmesine razı olamayacağından şefaati da ind-i ilâhîde makbul olacaktır. Şefaati inkâr edenler ededursunlar, müminin imâm o kadar sarîh ve kuvvetli ki, peygamberlerin, velîlerin âlimlerin, şehîdlerin, hakikî hafızların, sâlih kimselerin şefâatlan da muhakkakdır.
Sonra Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın da şefaati muhakkakdır. (Onu dâima okuyup başlarına tâc edenler için.) Bir de Ramazân-ı şerîfde tuttuğumuz oruçların da şefaati olacaktır. Tabii, Kur'ân-ı Azîmüşşân; ya Rab, bu kulun geceleri uykularını terkeyledi ve senin emirlerine itaat eyledi. Benim şefaatimi bu kimse hakkında kabul eyle der. Ramazân-ı Şerif de kezâlik, hal dilleriyle; ya Rab, bu kulun senin emrine uyarak oruç tuttu. Yemedi, içmedi, bunu da afv ü mağfiret eyle der. Namazlar da öyle; sadakalar da; hac da öyle. Hele Hacer-i Esved de hep ayrı ayrı şefâatlan olacaktır.
Her yerde olduğu gibi Mu'tezile, burada şefaati inkâr etmektedir. Mutezileye uyan kimseler de bu şefaati inkâr etmektedirler. Tutundukları delilleri de şunlardır. Aye-te'1-Kürsî'nin üstünde bir âyet vardır ki:
Mü'min kullarına hitabedip şöyle buyuruyorlar ki: (Kıyamet günü gelmeden ki o gün ne alış veriş, ne dostluk, ah-bablık ne de şefaatin bulunmadığı bir gündür. İşte o gün gelmeden evvel, Allah Teâlâ'nın sizlere verdiği rızıklar-dan sizler de infak ediniz.) Âyetin devamı da şöyledir: «İmansız olan kâfirler işte onlar zâlimlerdir.» (el-Bakara: 254)
Bizim ehl-i sünnet bunlara derler ki, bu söyledikleriniz doğrudur. Fakat bu kâfirlere mahsustur. Yani kâfirler küffâr tabakası münkirler, inkâr edenler, inanmayanlar içindir. Yoksa mü'minlere şefaat hakkında deliller daha açıktır. Sonra Peygamberimiz hâşâ yalan söyleyecek değil ya. «Ben büyük günah işleyenler için şefaatçiyim,» buyurması ve yine: «Ben şefaat ediciyim ve şefaatim de ind-i ilâhide makbuldür.» diyen O değil mi? Çünkü Allah Teâlâ Duhâ sûresi 5. âyette: «Rabbın şüphesiz sana verecek ve sen de razı olacaksın.» buyurmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın Peygamberimize (s.a.s.) lütfü o kadar boldur ki, kıyamet günü O'na şefaat hakkı verecek ki, razı olur.
Yâni senin razı olacağın, memnun olacağın bir şefaati Rabbin sana verecektir. Bu şefaatin en mühimi ehl-i kebâir, yani büyük günahları işleyenler için olacaktır. Zaten Allah Celle ve âlâ Rahman ve Rahim, Settâr ye Gaffar, Kerîm, Şefîk değil mi? Kulları "La ilahe illallah Muhammedün Resûlullah" demiş, namazını kılmış, orucunu tutmuş, Rekâtını vermiş, hacca da gitmiş, beşerriyet iktizâsiyle bazı günahlar da işlemiş olabilir. O Mu'tezileler ve Mürcieler gibi hemen günah işleyenler kâfirdirler, Cehennem'de ebedî kalacaklar ve Cennet'e de giremiyecekler demek hiç doğru olur mu? Beşer melek değil ki; nefsi var şehveti var; şeytanı var, düşmanları var, efrâd-ı aile meşakkati var. Bunlar arasında tabiî günah işlememek çok iyi, fakat bu olsa olsa peygamberlerle evliyalara mahsustur. (Ehl-i Sünnet Akaidine Göre; Evliyalar da günah işleyebilirler; zira onlar masum değillerdir. Peygamberlerle kıyaslanamazlar! A. AZİZ) (M. Zahid Kotku, Ehl-i Sünnet Akaidi, sh:281-283)
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Şefaat Ehl-i Sünnet itikadına göre vardır ve de hakdır. Bazı sapık inanç sahiplerinin, felsefi görüş sahiplerinin "şefaat yoktur" demelerinin ciddiye alınacak hiç bir yönü yoktur. Bazı ayetleri kendi sapık görüşlerine göre tevil etmektedirler, hepsi o kadar...
Yazarı : www.halilurrahman.eu
Ekleyen :
Eşref
Gönderdiği Son 50 Yazı :
Yazı hakkındaki yorumlar : |
DUYURULAR |
|
TOPLAM SİTE İZLENME |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |