|
|
|
Eşref Pekcan * |
Geri Dön İşte Mustafa Kemal Paşa'nın Nakşibendi velilerinden, Nakşibendi Halidi kolunun, Adıyaman Menzil kolu silsilesinde 36. sıradan bulunan Şeyh Muhammed Ziyaeddin-i Nurşin Hazretlerine yazdığı mektup, resmi kayıt altındadır. Bizzat el yazması arşivlerde mevcuttur. Mustafa Kemal Paşa'nın dindar yönünün bilinmemesi için ortadan kaldırılan onlarca belgeden günümüze kadar ulaşmış belgelerden biridir bu belge!!! Cübbeli Ahmet hocaefendi dahi artık anladı, bir dönem yanlış düşündüklerini ve kendi bile hatasını kabul ediyor! Ama cematinde ki bir kesim halen düşman yerine koymaktadır paşayı! Masonların uydurduğu "dine karşı" olan sözlere aldanarak gıybet etmekte ve ölü eti yemektedirler! Paşa'da sonuçta insandır, hatalar yapmış olabilir! Ama genel olarak İslam coğrafyasının bel kemeği olan vatanımıza hizmet etmiştir ve anne ve kız kardeşide hayatları boyunca başörtülerini açmamışlardır! M. Kemal Paşa sarığı kaldırdığı zaman sadece ilim adamlarında kalmasında müsade vardır, çünkü heryeri o dönem sarıklı sahte hocalar kaplamıştı! Cübbeli Ahmet hoca bakın Habertürk'te nasıl diyor; Bazı kesimlerin Atatürk`ü halifeliği kaldırdığından ötürü mü sevmediği yönünde bir soruya da: ``Bunun Atatürk`ün halifeliği kaldırmasıyla bir alakası yok. İngilizlerin oyunu tutmuştu. Zaten halifelik diye birşey kalmamış ortada`` şeklinde karşılık verdi. Yine Mustafa Kemal Paşa zamanında yaşamış olan Nakşibendi büyüklerinden Seyyid Abdülhâkim Arvâsi, 1924-1928 seneleri arasında Vefa Lisesi' nde din hocalığı yaptı ve 1925 yılında tekkelerin kapatılmasının ardından, ancak hayatını idame ettirmesi şartıyla Kaşgâri Dergâhı' nda oturmasına müsaade edildi… 1924 senesinde İstanbul vâizi olarak atanan Arvâsi, İstanbul' un en meşhur camilerinin kürsülerinden senelerce insanlara hitap etti, vaaz verdi… 1930 senesinde, yaşının hayli ilerlemiş olmasına rağmen, bakanlar kurulu kararıyla vazifesi uzatıldı ve 1931' de Menemen Hadisesi sebebiyle divan-ı harbe verildi... Menemen Hadisesi' nden beraat etti fakat beraatine rağmen emekliye sevkedildi.. Fahri olarak vaazlarına devam etti ve 1936' da çıkarılan Soyadı Kanunu' nda – Üçışık – soyadını kendisine seçti… Arvâsi, Eylül 1943' te, zorunlu olarak İzmir' e sürgün edildi ve daha sonra Ankara' ya geçerek Kasım 1943' te vefat etti… Ankara' da, bugün Keçiören ilçesinin sınırları içersindeki Bağlum kasabısının köy mezarlığına defnedildi… Türkçe' ye olan mükemmel hakimiyetinin dışında çok iyi derecede Farsça, Arapça ve Kürtçe bilmekteydi… (Dikkat ederseniz M. Kemal Paşa'nın 1938'de vefatına kadar bir sorun gözükmüyor, lakin Arvasi Hazretleride o zamanda iftiraya uğrayan birçok salih zat gibi, dış güçlerin ülkemizdeki mukaddesatı bastırmak adına organize ettikleri Menemen olaylarından dolayı atılan iftiralardan berat ediyordu. M. Kemal Paşa'nın varlığında MANEVİ ehemmiyeti önemli olan görevlere atanıyor, vefatından sonra yokluğunda ise 1943 yılında kızıl İsmet İnönü tarafından sürgün ediliyor ve gereken değer verilmiyordu!) Abdülhakim Arvasi hazretleri siyasete hiç karışmamış, siyasi fırkalara bağlanmamıştır. Bölücülüğe karşıydı. Talebeleri kendisine tekkelerin kapatılması ile ilgili olarak sorduklarında: İşte Nakşibendi büyüklerinden bir zata paşanın saygısı ve mektubu:
"Hükümet, tekkeleri değil, boş mekanları kapattı. Onlar kendi kendilerini çoktan kapatmışlardı" demiştir. Bu muazzam görüş, o günlerin umumi manada tekke ve dergah tipine ait teşhislerin en güzelidir.
Aslında tarihimizin verdiği bu bilgiler Mustafa Kemal Paşa'nın Nakşibendiliğe olan hürmetini göstermektedir. Belge isteyenlerede aşağıdaki belge cevap olacaktır!
Yazarı : Eşref Pekcan
Ekleyen :
Eşref
Gönderdiği Son 50 Yazı :
Yazı hakkındaki yorumlar : |
DUYURULAR |
|
TOPLAM SİTE İZLENME |
|
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |