SREBRENICA
SOYKIRIMI
www.antisiyonizm.com Özel Dosyaları
MÜSLÜMAN MİLLETLERE YAPILAN BİR KATLİAM ! OSMANLI'NIN YOKLUĞUNDA TOPRAĞIN DAHİ İĞRENEREK ALACAĞI BARBAR KATİL İNSANLAR TARAFINDAN SUÇSUZ GÜNAHSIZ KATLEDİLEN İNSANLARIMIZIN KISA BİR RAPORU!
İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı kara gün, 11 Temmuz 1995. Aradan tam 10 yıl geçti. Bu tarih insanlığın imtihanı kaybettiği tarihtir. Bu tarih insan hakları ve küresel barışcı kuruluşlarının maskelerinin düştüğü tarihtir. Bu tarih BM, NATO, AB ve daha birçok kuruluşun bittiği tarihdir. Bu tarih 8 bin masum müslüman boşnağın Sırp çetnikleri tarafından topluca katledildiği tarihdir. Kısacası bu tarih Srebrenicalı anaların, çocukların ağlaştığı tarihdir.
BOSNA
SAVAŞI
Yakın
tarihimizin en karanlık sayfalarından birini teşkil eden Bosna Savaşı
(1992-1995) esnasında Uluslar arası Kızılhaç Örgütü verilerine göre Bosna
Hersek’te 312.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 200.000 kadarı
Boşnak halkına ait olup bu halk dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma
tabi tutulmuştur.
Srebrenica, Bosna Hersek’in
doğusunda Sırbistan sınırına 10 km. uzaklıkta bir Müslüman Boşnak kentidir.
İsmini gümüş anlamına gelen srebren kelimesinden alan kent, tarih boyu
başta gümüş olmak üzere değerli maden rezervleriyle ve şifalı sularıyla ünlü bir
kenttir. Romalılar zamanında kent, ‘gümüş ocağı’ anlamında Angentaria
olarak biliniyordu. Barış zamanında halk geçimini turizm, madencilik ve tekstil
sanayinden sağlıyordu.
Şu anda
nüfusunun çoğunluğunu Sırpların oluşturduğu Srebrenica bölgesi 1992 yılında
başlayan savaş öncesi, Müslüman bölgelerden biri idi. 1990’daki Yugoslavya nüfus
sayımlarına göre 36.666 nüfusluk Srebrenica bölgesi yüzde 75.2 oranında Boşnak
çoğunluğa sahipken Sırplar bölgenin sadece yüzde 22.7’sini oluşturuyordu.

Nisan
1992’de birkaç gün dışında, Müslümanlar, Srebrenica’da sürekli hakim
durumdaydılar. Öyle ki, Srebrenica, Müslüman direnişin önde gelen bir sembolü
olmuş ve Boşnakça şarkılara geçmişti. Ancak bu gerçek, 11 Temmuz 1995’te tam
tersine döndü. Tarihin en karanlık günlerinden biri olan bu günde, Sırp
Televizyonu, soykırımın mimarı Sırp Ordu komutanı General Ratko Mladiç’in bir
tepe üzerindeki görüntülerine yer veriyordu. Mladiç Televizyon seyircilerine
hitaben ‘Türklerden’ intikam alma zamanının geldiğini ve şehrin Sırp milletine
bir hediye olduğunu söylüyordu.
1992
yılında Büyük Sırbistan kurma hayalindeki Sırplar, Belgrad’da Devlet Başkanı
Miloseviç ve Genelkurmay Başkanı Perisiç’in desteğini alarak sözde Bosna Sırp
Devleti ve Sırp Demokrat Partisi (SDS) Başkanı olan eski bir psikiyatri doktoru
Radovan Karadziç ve General Ratko Miladiç öncülüğünde Bosna Hersek’te etnik
arındırma çalışmalarına başladılar.
Üç yıl
boyunca Sırplar uluslar arası hiçbir konvansiyona kulak asmayarak insanlık dışı
uygulamalarını pervasızca sergilediler. Soykırım ise savaş başladığından beri
Sırpların başvurduğu yegane savaş yöntemiydi. Daha savaşın ilk evrelerinde Nisan
1992’de Srebrenica’nın hemen dışında bulunan Bratunac köyünde yaklaşık 350
Bosnalı Müslüman Sırp paramiliterleri ve özel polis güçleri tarafından ölümcül
işkenceye tabi tutulmuş ve katledilmişti.
Savaş
süresince sürdürülen katliamlardan biri de Srebrenica’da yine Sırplar tarafından
gerçekleştirildi. Bosna’nın en doğusunda, Sırbistan sınırında yer alan
Srebrenica, tıpkı Gorajde ve Jepa gibi kuşatılmış bölgelerden olup Bosna
Sırpları için Belgrad’la aralarındaki engellerden biriydi. Çoğunlukla
Müslümanların yaşadığı Bosna’nın doğu bölümü büyük oranda “temizlenmişti”; ancak
çevre katliam bölgelerinden kaçıp sığınan Müslümanların toplandığı bu kasabalar
direnişlerine devam ediyorlardı.
Bijeljina, Brutunaç ve Zvornik
gibi komşu bölgelerden kaçan on binlerce Müslüman 10.000 nüfusluk Srebrenica’ya
sığınmak zorunda kalınca nüfusu 60.000’e kadar yükselmişti. Kış ayının soğuğuna
rağmen insanlar sokaklarda yatıyor, açlık ve sefaletle boğuşuyordu.
Miloseviç’in eski korumalarından
Nasır Oriç’in kurduğu Müslüman direniş örgütü ilk yıllarda Srebrenica’yı var
gücüyle savundu. Dünyanın en büyük ordularından Yugoslavya ordusunun tüm
imkanlarını kullanan Sırplara karşı Müslümanlar bölgeye uygulanan ve en çok
kendilerinin zarar gördüğü ambargodan ötürü hafif silahlarla ve az sayıda mermi
ile karşı koymaya çalışıyordu.
1993
yılında Srebrenica’nın etrafındaki çember gittikçe daraltılmasına rağmen gerekli
önlemleri almayan BM ve NATO’nun tavrı Sırp güçleri cesaretlendiriyordu. Nihayet
16 Nisan 1993’teki olağanüstü toplantısında almış olduğu 819 ve 824 no’lu
kararlarıyla BM Güvenlik Konseyi, Saraybosna, Tuzla, Jepa, Gorajde ve Bihaç ile
birlikte Srebrenica’yı da güvenli bölge ilan etti. Bu kuşatılmış bölgeler
evvelce Fransız General tarafından “barışın önündeki en büyük engel” olarak
nitelenmişti.
Bosna
Savaşı’nın sonlarına doğru Müslümanların birçok cephede zafer kazandığı bir
sırada öne çıkarılan Dayton Barış müzakereleriyle savaşın sona ereceğini gören
Sırplar, avantaj elde etmek için iki stratejik kent olan Gorajde ve
Srebrenica’yı ele geçirmek maksadıyla bütün güçleriyle bu iki kente saldırdılar
ve tarihin gördüğü en büyük katliamlardan birini tüm dünyanın seyirci bakışları
arasında sergilediler. BM tarafından güvenli bölge olarak ilan edildikten iki
yıl sonra Srebrenica, 1995 yılının yaz ayında II. Dünya Savaşı’ndan sonra
meydana gelen en büyük toplu katliamının kurbanı oldu.
6 - 8 Temmuz 1995:
Daha önce Kuzey-Bosna’daki Sırp saldırılarından
kaçan binlerce sivilin sığındığı Srebrenica kenti Sırp güçleri tarafından
kuşatıldı. Kente sığınan bu kalabalıklar orada bulunan 600 civarında Hollandalı
barış gücü askerin koruması altında idi. Mayıs ayından itibaren kuşatma
altındaki bölgede yakıt gittikçe azalıyor ve dışarıdan taze yiyecek de
gelmiyordu.
Sırp güçleri sabah doğru kenti tank ve top
ateşiyle bombardıman etmeye başladılar. Kuşatmada Sırbistan’dan gelen ağır
silahlarla saldıran Sırp askerlerini yanı sıra Arkan’a bağlı paramiliter Sırp
çeteleri de yer almıştı. Bu maksatla Sırplar bölgeye 12 bin asker, 30 tank ve
top ile Sam füzeleri sevk edilmişti.
Müslüman Bosnalı savaşçılar barış güçlerine
teslim ettikleri silahların geri verilmesini istemelerine rağmen isteklerine
olumsuz cevap aldılar.
Bombardımanların sıklaşması ve atılan
roketlerin sığınmacıların bulunduğu merkezin ve barış gücünün gözlem yerlerinin
yakınlarına kadar ulaşması sonucu Hollandalı komutan BM merkezinden yardım
istedi.
9 Temmuz 1995:
Sırp güçlerin bombardımanı ağırlaştırmaları
sonucu, Hollanda gözlem mevzilerine saldıran ve 30 askeri rehin alıp ilerleyen
Sırpların önünden binlerce sığınmacı, güneydeki kamplardan şehrin iç bölgelerine
akın etmeye başladı.
10 Temmuz 1995:
Hollandalı birliklerin komutanı Albay Karremans
Sırpların Hollanda mevzilerini bombalaması sonucu BM’den yardım istedi. BM
Yugoslavya Koruma Gücü Komutanı General Bernard Janvier başlangıçta reddetti;
ancak ikinci istekten sonra kabul etmek zorunda kaldı. Uçaklar şehre ulaşmadan
Sırp saldırıları geçici olarak durdu ve saldırılar
ertelendi.
Srebrenica’nın düşmesinden önce General
Janvier, BM güçlerinin bu tepkisizliğini savunarak basın toplantısında şu
açıklamayı yaptı: “Herkese bir kez daha hatırlatmak isterim ki, Bosna Hükümet
Ordusu birlikleri kendilerini savunacak güce sahiptir. Hem Srebrenica’ya yönelik
bir müdahale yapmamız da Boşnaklar tarafından istenmemektedir. Oradaki durum
1993’teki gibi değil. Aldığım bilgilere göre Boşnak askerler Srebrenica yolu
üzerindeki Hollanda askerlerine ateş etmekte ve Srebrenica üzerinde uçan NATO
uçaklarına saldırmaktadırlar. Müslümanlar bizi arzulamadığımız bir yola çekmeye
çalışmaktadırlar.”
BM Yugoslavya Özel Temsilcisi Yashushi Akashi
de: “Saldırıları Müslümanlar başlatıyor. Sonra da BM ve uluslar arası güçü
yanlış kararlarına ortak etmeye çalışıyorlar.” diyerek Janvier’in bu
ifadelerine destek verdi.
Aynı gün akşam üzeri kent merkezinde bulunan
4.000 civarında sığınmacı panik içerisinde sokaklarda koşuşturuyordu. Hollanda
mevzileri etrafında büyük kalabalıklar toplanıyordu.
Hollandalı komutan Sırpların ertesi gün 0600’a
kadar güvenlikli bölgeden çekilmedikleri takdirde NATO uçaklarının büyük bir
hava saldırısı başlatacağını söyledi.
11 Temmuz 1995:
Sırp güçleri beklenen saatte geri çekilmedi.
Ancak saat 0900’da Albay Karremans Saraybosna’daki merkezden yakın hava
desteğinin yanlış biçimde istendiği yönünde bir mesaj aldı. Saat 1030’da tekrar
gönderilen dilekçe General Janvier’e ulaştı; ancak bu esnada 0600’dan beri
havada olan NATO uçakları yakıt ikmali için İtalya’ya dönmek zorunda
kalmışlardı. Gün ortasında çoğunluğu kadın, çocuk ve zayıflardan müteşekkil
20.000’den fazla sığınmacı Potoçari’deki ana Hollanda üssüne
kaçtılar.
Saat 1430’da hava saldırısı konusundaki
kararsızlık nihayet sona erdi ve iki Hollanda F-16 uçağı Srebrenica’yı kuşatan
Sırp mevzilerine iki adet bomba bıraktı. Bombalardan biri bir Sırp zırhlı
taşıyıcıyı vurdu, diğeri ise bir tanka isabetsiz atış yaptı. Sırplar bu
saldırılara ellerindeki Hollandalı rehineleri öldürecekleri ve sığınmacıları
bombardıman edecekleri tehdidiyle karşılık verince bundan sonraki saldırılar
durdu.
Sırp Komutan Ratko Mladic Sırp kamera ekibiyle
birlikte iki saat sonra şehre girdi. Akşam olunca Mladiç, Albay Karremans’ı
yemeğe davet ederek Müslümanların canlarını garanti altına almak için
silahlarını teslim etmeleri gerektiği ültimatomunu verdi. Mladiç hem
Srebrenica’ya saldırıyı hem de bunu takip eden soykırımı bizzat yönetti.
Amerikan istihbarat kaynaklarına göre ise emirleri bir Sırp generalden
alıyordu.
İlginçtir ki, Srebranica’nın düştüğü saatlerde
BM Genel Sekreteri Bturos Gali Atina’da “barışa yaptığı katkılardan dolayı”
Onasis Ödülü almakla meşguldü. Avrupa ise aynı saatlerde faşizme karşı zaferinin
50. yılını kutluyordu.
12 Temmuz 1995:
Otobüsler kadınları ve çocukları Müslüman
bölgesine taşımak üzere kente gelirken Sırplar, 12 ile 77 yaş arası bütün
erkekleri “savaş suçlusu sanıkları sorguya çekmek” bahanesiyle ayırmaya
başladı.
Sonraki 30 saat içerisinde 23.000 dolayında
kadın ve çocuk bölgeden tahliye edildi. Ayrılan yüzlerce erkek ise kamyonlara ve
depolara doldurulmaya başladı.
Kadın, çocuk ve yetişkin erkekten oluşan 15.000
civarında Müslüman Bosnalı grup Susnjari’de toplanarak Tuzla’ya ulaşabilmek için
ormanlık bölgeye daldılar. Gece boyu Srebrenica’dan dağlar üzerinden kaçmaya
çalışırken Sırplar tarafından bombardımana tutuldular. Çoğu bu ölüm yürüyüşünde
ya Arkan’ın köpeklerine, ya Sırp tuzaklarına yada açlık ve susuzluğa kurban
gittiler. Kaçanları yakalamak için hileli yöntemler kullanan Sırplar, kimyasal
silah kullanmaktan geri durmadılar. Yola çıkanlardan pek azı bu çileli yolculuk
sonunda Tuzla’ya salimen ulaşabildi.
13 Temmuz 1995:
Karavica köyü yakınında bir depoda silahsız
Müslümanlar şehit edilmeye başlandı.
11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Mladiç ve adamları
Brutanaç’ta Hollanda üssü yetkilileri ile görüşmeler sonucu barış gücü askerleri
Hollanda üssü durumundaki Potoçari’ye sığınan 5000 Müslümanı Sırplara teslim
ettiler. Buna karşılık Sırplar Nova Kasaba üssünde tutulan 14 Hollandalı askeri
serbest bıraktılar.
Potoçari’ye kadar gelen Mladiç televizyon
kameraları karşısında kimseye bir şey yapılmayacağı ve herkesin güvenle
Srebrenica dışına çıkarılacağı garantisi verdi. Gelen 60 kadar kamyon ve otobüse
bindirilen erkeklere esir değişimi için Tuzla’ya gönderilecekleri söylendi.
Görgü tanıklarının ifadesine göre bu sırada Hollandalı askerler bir kenara
çekilip olanları izlemekten, hatta sığınmacıları Sırplara teslim etmekten başka
bir şey yapmıyorlardı. İki gün süren bir katliamın ardından Kendilerine hiçbir
şey yapılamayacağı garantisi verilen bu gruptan kurtulan pek kimse olmadı.
16 Temmuz 1995:
Srebrenica’dan kaçıp Müslüman hakimiyetindeki
bölgeye ulaşan ilk Bosnalılarla birlikte soykırım haberleri de ortaya çıktı.
Görgü tanıkları inanılması güç vahşet öyküleri anlatıyorlardı.
BM ile Sırplar arasındaki müzakereler
neticesinde Hollandalıların geride silahlarını, yiyeceklerini ve sağlık
gereçlerini bırakarak en azından Srebrenica’yı terk etmelerine izin verildi.

BM’nin
rolü
Srebrenica katliamıyla BM’nin
ortaya koyduğu “güvenli bölge” doktrini de iflas etmiş ve BM’nin bu nevi
muhtemel krizlere müdahale yöntemleri tamamen tartışılır hale gelmişti. Müphem
bir terim olan kavramı baştan beri tam olarak tanımlanmamış ve bu bölgelerde,
Bosnalı sivillerin güvenliğini garanti altına alacak oranda yeterli güç istihdam
edilmemişti. Uygulamaya konduktan iki yıl sonra açıkça anlaşıldı ki güvenli
bölge olarak adlandırılan bölgeler aslında dünyanın en ziyade güvensiz bölgeleri
arasındaydı.
Güvenli
bölge ilan edilen bölgelerde BM’nin yetersizliğini gören Bosna Hersek
Cumhurbaşkanı Aliya İzzetegoviç defaatle BM yetkililerini uyarmış ve
sorumluluklarını yerine getirmeye davet etmişti. Merhum Aliya’nın, “Ya
aldığınız kararlara sadık kalın, kararlarınıza uyun ve kararlarınızı tanımayıp
saldırılarına devam eden Sırp çetnikleri durdurun yada Müslüman halkın elinden
topladığınız silahları geri verin. Aksi halde meydana gelebilecek her türlü
olaydan siz sorumlu olursunuz.” diyerek yaptığı bütün uyarılara karşı BM
yetkilileri, gerekeni yaptıkları ve Sırpların güvenli bölgelere giremeyecekleri
yönünde cevap vermekteydiler.
Baştan
sona olanlar ise verilen garantilerin arkasının hiçbir şekilde doldurulmadığını
ve büyük bir ihmalin olduğunu gösterdi. Bu yüzden Sırpların kenti kuşatmaları ve
kente girmeleri karşısında pasif kalan BM güçleri yapılanlardan sorumlu
tutulmaktadır. Sırpların Srebrenica sokaklarında insanları toplayıp erkeklerini
toplu katliam merkezlerine götürdüğü, kadınlarına tecavüz edip çocuklar ve
yaşlılarla birlikte şehir dışına sürdüğü esnada BM sorumlusu Akashi, ellerinde
yeterli bilgi olmadığını bahane ederek, “Fiziksel işkenceye dair izler yok.
İnsanların kendi istekleriyle mi yoksa zorla mı yerlerinden edildiğini henüz
bilmiyoruz.” demiştir. Birkaç gün sonra 4.000 sivilin kayıp olduğu kendisine
sorulduğunda ise “verilerimizdeki büyük boşluklar” diyerek cevap
vermiştir.
Sırpların
niyetleri tespit edilip sorumlu mevkideki kişilere rapor edildiği halde bir
takım sudan bahanelerle zamanında müdahale edilmemiş, Sırpların “temizlik”
çalışmalarını istedikleri şekilde icra etmelerine göz yumulmuştur.
Uluslararası camianın olanlar
karşısındaki tepkisizliği vahşi Sırplara cesaret vermiştir. Srebrenica
çevresindeki ilk toplum mezarları ortaya çıkararak Pulitzer Ödülü kazanan
Amerikalı gazeteci David Rohde bu tavrı tenkit ederek şöyle der: “Uluslar
arası camia taraflı bir şekilde binlerce insanı silahsızlandırmış ve sonra da
onları en azgın düşmanlarına teslim etmiştir. Srebrenica, uluslar arası camianın
felaketin uzağında durduğu bir durum değildir. Bilakis, uluslar arası camianın
eylemleri katilleri cesaretlendirmiş, onlara yardım etmiş ve işlerini
kolaylaştırmıştır. … Srebrenica’nın düşmesi gerçekte olması gereken bir durum
değildi. Binlerce iskeletin Doğu Bosna’da oraya buraya saçılmasına hiç gerek
yoktu. Binlerce Müslüman Bosnalı çocuğun Sırplar tarafından boğazlanmış
babalarının, dedelerinin, amcalarının ve kardeşlerinin hikayesi ile büyümesine
hiç gerek yoktu.” (Rohde, Son Oyun, s. 351, 353.)
BM’nin
Srebrenica’daki askerini gücünü oluşturan Hollanda taburu Sırpların niyetleri
bilindiği halde saldırı öncesi Müslümanlardan silahları toplamış ve bütün
ısrarlara rağmen savunmaları için bir daha geri
vermemiştir.
Potoçari’deki kampta kendilerine
sığınan sivilleri korumamış, aksine Sırplara teslim etmiştir. Hatta sonradan
kampta kaldığı tespit edilen 242 kişiyi kendi elleriyle Sırplara teslim
etmişlerdir. Sırplara teslim edilen bu gruptan sağ olarak kurtulmuş bir kişi
bile bilinmemektedir. Müslüman erkekleri ayırmada Sırplara yardım ettiklerini
kendi ifadelerinde itiraf etmişlerdir.
Bunlarla
birlikte Hollandalı birlik pasifliği sebebiyle zırhlı araçlarını Sırplara
kaptırmıştır. Rehine olarak Sırpların eline geçirdiği 150 kadar askeri ise hava
saldırısına karşı bir bahane oluşturmuştur.
Nihayet
katliamın dış dünyaya iletilmesinde bile tamamen etkisiz olunmuş; hatta
ellerindeki fotoğraflardan ve video görüntülerinden oluşan dokümanların
“yanlışlıkla” silindiği ve kaybolduğu ileri sürülerek bu konuda işbirliği imkanı
ortadan kaldırılmıştır.
Bununla
birlikte dünyanın yükselen tepkisi nedeniyle 2001 yılında sebep olunan feci
olaylardan ötürü Hollandalı askerler özür dilemek zorunda kalmıştır. Askerlerin
komutanı Karremans’ın Mladiç’le ‘rakiya’ tokuşturduğu kare ise unutulmayacak
kadar ibret vericidir. Yine Karremans, “Srebrenica: Kimin Umurunda” başlıklı
kitabı bir kitap kaleme almıştır.
Gerçekleşmeyen
Adalet
Sırp güçlerin kenti güçleri altına aldığı
sadece beş günde katledilen masum Müslüman sivil erkek sayısının 10.000
civarında olduğu düşünülmekteydi. Müslümanları şehit ederken kurşuna dizme,
yakma, diri diri gömme gibi insanlık dışı birçok yöntem
uygulandı.
Adamların
çoğu Bratunac’ta bir okulun Bosna savaşı sırasında daha önce katliam merkezi
olarak kullanılan spor salonunda şehit edildi. Beş gün süren bir vahşet sonrası yüzlercesi Nova Kasaba yakınında
bir futbol sahasında şehit edildi. Görgü şahitlerinin ifadelerine göre Sırplar
Boşnakları zorla kazdırdıkları çukurların önüne dizerek kurşuna diziyor, sonra
da yine Boşnaklara çukuru kapatmalarını emrediyorlardı. Vahşetin boyutları o
kadar ileri gitmiş ki, kıyımdan zevk alan Sırplar Müslümanların yüzlercesini bir
çukura ölüm tehditleriyle dolduruyor, ardından buldozerle diri diri
gömüyorlardı.
Ölenlerin büyük kısmı, toplu mezarlara
gömülürken bölgede her geçen gün yeni toplu mezarlar açığa çıkıyor. Buralardan
elde edilen bulgulara dayanılarak bu rakamın 13.000’e kadar çıkabileceği tahmin
edilmektedir.
Katliamdan 6 ay sonra Uluslar
arası Savaş Suçları Mahkemesi müfettişleri bölgede çalışmalara başladılar.
Onlarca toplum mezar açıldı. Binlerce iskelet gün yüzüne çıkarıldı. Bu
çalışmaların sonunda çok sayıda delil toplandı. Bütün açıklığına rağmen Sırplar
katliamı reddetmeye, ortasındaki saldırıyı ve katliamı önlemeden etkisiz olan
Avrupa ise gerekli adımları atmada vurdumduymazlığına devam etmektedir. Hala
kaybolan binlerce kişinin nerede olduğu, hangi mezarda yattığı bilinmemektedir.
Tarihin
en büyük katliamının üzerinden on yıl geçmişi olmasına rağmen katliamın
sanıkları Karadziç ve Mladiç yargılanmamış olup halen serbest olarak
dolaşmaktadırlar. Korumalarıyla işlerine gidip gelmekte, toplantılara ve
düğünlere katılmaktadırlar.
Mayıs
2005 itibariyle Srebrenica sanıklarından sadece 6 tanesi yargılanmış ve 5 ile 46
yıl arasında hüküm giymiştir. Bunda geçen on yıl boyunca Belgrad yetkililerinin
BM Uluslararası eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi’nin Bosnalı
Müslümanların yaptıklarını göz ardı edip Sırpları hedef aldığını öne sürerek
Bosnalı
Sırp militanlara yöneltilen suçlamaları reddetmelerinin payı oldukça büyüktür.
Uluslararası camianın üzerine düşen somut bazı ödevler vardır. Bunları kısaca
şöyle sıralayabiliriz:
Srebrenica’nın
tüm öyküsü bütün açıklığıyla ortay konmalı ve dünya kamuoyuna duyurulmalıdır.
Bütün
toplu mezarlar açılmalı ve cesetlerin kimliği tespit
edilmelidir.
Srebrenica’dan
kurtulduğu halde Sırp Cumhuriyeti’nde veya Sırbistan’da cezaevlerinde tutulan
kişiler serbest bırakılmalıdır.
Srebrenica
halkının yurtlarına geri dönmeleri temin edilmelidir.
BM’nin
Srebrenica Güvenli Bölgesi’ni korumaktaki başarısızlığını araştırmak üzere tam
ve açık bir uluslar arası araştırma komisyonu kurulmalıdır.
Radovan
Karadziç, Ratko Mladiç gibi sorumlular yakalanmalı ve yargı önüne
getirilmelidir.
Srebrenica için yapılması gerekli
olan üzerinden henüz 10 yıl geçmiş, aktüel sayılabilecek kadar taze bu olay
karşısında suskunluğa gömülüp insanlığa ve medeniyete meydan okuyan Hitlervari
azgın katiller karşısında acziyet sergilemek, zaaf göstermek olmamalıdır.
Pervasız vahşilerin elinde en acımasız usullerle şehit edilen ve isimsiz
kabirlerinde toplu olarak yatan şehitlerin hak ettiği tavır, onların tarihin
sayfalarında bir geçmiş masalı olarak kalması ve lime lime doğranırken
çektikleri acıların ruhlarına da reva görülmesi hiç olmamalıdır. Öyle
zannediyorum ki, insanlığa karşı ödevlerini eksiksiz yerine getiren bu yiğit
kurbanların ardında bıraktıkları biz insanlık camiası, onların katlandıkları
zorluktan çok daha çok daha büyük bir imtihanla karşı karşıyayız. İnsanlık,
uluslar arası siyaset kaygıları uğruna ya bütün yapılanları sineye çekip
görmezden gelmeyi ve yapılanları unutup hatırlatmamayı tercih edecektir ki, bu
durumda kaybeden sadece ve sadece insanlık ailesi olacaktır. Yada gelecek
insanlık ailesinin aynı felaketlere ve acılara uğramaması uğruna Srebrenica’nın
kan rengi topraklarında yatan sessiz yığınların çığlığına kulak verip
sorumluları adalet önüne çıkaracak ve ibretamiz bir şekilde onları yargılayıp
cezalandıracaktır. Kahramanlıkları ve mazlumiyeti tarihe mal olmuş bu masum
halka bir isim hiç değilse mezar taşında çok
görülmemelidir.

Şehitlerimizi Rahmetle Anıyoruz
11 Temmuz 2008, tarihin gördüğü en
büyük soykırımlarından biri olan Srebrenitsa’nın soykırımının onüçüncü
yıldönümü. Srebrenitsa soykırımının en korkunç günlerinden 11 Temmuz 1995'te
Ratko Mladiç komutasındaki Sıpr ordusu, 8 bini aşkın Bosnalı müslüman erkek,
kadın ve çocuğu vahşi bir şekilde katletti. Katliamdan bugüne kimlikleri tespit
edilemeyen milyonlarca kemik kaldı.
6 Temmuz 1995’te başlayan Sırp top ve tank saldırısı 11 Temmuz’da Sırpların
Srebrenica’ya girmeleriyle eşi görülmemiş bir katliamla son buldu.
Sırp saldırısı başlar başlamaz bosnalı müslümanlar başlarına gelecekleri
bilyormuş gibi şehirlerini terk etmeye başlayanlar dağlardan Tuzla ve Kladnj
şehirlerine gitmeye çalıştılar. Ancak bu yolculuk sırasında bir çoğu Sırp
tuzakları ya da açlık ve susuzluk yüzünden varacakları şehirlere ulaşamadan
hayatlarını kaybettiler. Şehirde kalanlar ise Sırpların kente girmesiyle kadın,
çocuk ve ihtiyarlar Potoçari’deki BM Hollanda üssününe sığındılar. Kasap Mladiç
ve adamları BM Hollanda üssü yetkilileri ile müslümanların tahliyesi için
görüşürken aynı anda Sırp ordusu Potoçari’de Bosnalı müslümanların evlerini
yakmaya başlamışlardı. Kasap Mladiç BM yetkilileriyle Bosnalı Müslümanlara
hiçbirşey yapmayacaklarını hepsinin güvenli bir şekilde Srebrenitsa dışına
çıkarılacağı konusunda anlaşarak Hollanda askerlerinin yardımıyla bir grup
bosnali kadın, çocuk ve yetişken erkek gelen Sırp kamyon ve otobüslerine
bindirilerek Bratunaç ve Karakay’a şehirlerine götürülmesi gerekirken Tuzla
kentine götürüldüler. Bu nakilden iki gün sonra Sırpların elinden kurtulan bir
kaç müslüman hariç diğerlerinden hiçbir şekilde haber alınamadı.
Nakil için gelen Sırp otobüs ve kamyonlarına binmeyen yaklaşık 15 bin kadın
çocuk ve yetişkin erkek ise Sırp zulmünden kaçmak ve Tuzla şehrine ulaşmak için
ormanlık bölgeye kaçtılar. Gözü dönmüş Sırp ordusuda top, tank ve zırhlı
araçlarla bosnalı müslümanların kaçtığı ormaklık bölgeye saldırmaya başladı. Bu
saldırı sonucu bir çok müslüman şehit olurken diğerleri yollarına devam ettiler.
Sırp ordusu yollarna devam eden müslümanları çeşitli yollarla tuzağa düşürerek
müslüman katletmeye devam etti. Bu soykırım sonucu gözü dönmüş sırp ordusunun
elinden kurtulan bosnalı müslümanların ifadelerine göre Sırp ordusu bu saldırı
esnasında kaçan müslümanlara kimyasal silah kullanarak halisünasyon görmesine,
yakaladıkları müslüman kadınlara kocaları ve çocukları önünde tecavüz
etmelerine, yetişkin müslüman erkekleri toplu şekilde diri diri topra gömerek
dünyanın gözü önünde tarihin en büyük soykırımını yaptı.
Fotoğraflar




















Kaynaklar
Aliya İzzetbegoviç, Tarihe
Tanıklığım, İstanbul: Küre Yayınları, 2003.
Case
Study: The Srebrenica Massacre, Temmuz 1995, http://www.gendercide.org/.
David
Rohde, The Rohde to Srebrenica: A Case Study of Human Rights Reporting,
http://www.columbia.edu/itc/journalism/nelson/rohde/intro.html
Jan
Willem Honig & Norbert Both, Srebrenica, Record of A War Crime,
Londra: Penguin Books, 1996.
Mehmet Koçak, “Srebrenica Katliamı
10. Yılında”, Yenişafak, 9 Temmuz 2005.
Timeline: Siege of Srebrenica, http://www.bbc.co.uk/.