Şeytan Dosyası -
www.antisiyonizm.com
|
Şeytan Cennetten niçin kovuldu En
Çok Sevmedikleri Havva'nın Yaratılışından Sonra İbadet
Esnasında Şeytanın Hali İblis'in
İman Eden Oğlu Oldu mu?
|
Kötü
Huylardan İstifade Edişi Lanet ve Cennetten Kovulması Mühlet
Verilişi Namaz ve
Şeytan Şeytan
Başka Cin Başka mıdır? Şeytan
Kimi Azdıramıyor?
|
Şeytana
Karşı Uyarı Şeytan'ın
Allah'tan On Talebi Şeytan'ın
Arkadaşları Şeytanın
Görevi Şeytan'ın
Hileleri
Şeytani Cinlerden Gelen Bilgiler
|
|
| Şeytan |
Kötü
ruhun, kötü birinin, kötülüğe teşvik edenin, kötülüğün
temsilcisinin, karanlık ve delaletin önderinin, Allah'ın ve O'nu
seven, O'na kullukta bulunan herkesin büyük düşmanının
müşahalaştırılmış şekli veya kötülüğün sembolü olmuş
varlık.
Evren'de Hz. Adem (a.s.)'den önce yaratılmış
melek ve cin adında iki varlık mevcuttu.
Şeytan,
cin denen varlık grubuna mensup idi. Yüce Allah'ın Adem'e secde emrine karşı gelip isyan
ettiği için ilahi rahmetten kovulan ve insanların amansız düşmanı
olan, cin taifesinin inkarcı kesiminden gizli bir varlıktır.
|
 |
|
Hz.Adem'e
(a.s) karşı büyüklük taslaması ve secde emrine isyanı neticesinde
ilahi rahmetten ebediyen kovuluşu "İblis" adını almasına
sebep oldu. O'nun küfrü
inkar şeklinde olmayıp, emri yerine getirmeyi kabul etmeme ve itiraz
şeklindedir.
|
| Lanetlenmesi
ve Cennetten Kovulması |
|
Hz.Adem'e (a.s) secde emrine kadar hissiyatına
dokunan bir teklif yapılmamış ve imtihan olunmamıştı. Onun bu ana
kadar, Allah'ın emirlerine göre mi, yoksa öz nefsinin isteklerine
göremi hareket ettiği bilinmiyordu. Emir hissiyatına ters düştü ve
emri yerine getirmekten kaçındı. Gerekçesi, kendisinin ateşten,
Adem'in ise topraktan yaratılmış olmasıydı. Böylece o, ateşin
topraktan üstünlüğü gibi iki madde arasında, aslında olmayan bir
farklılık görmüştü. Her iki maddenin yaratıcısının da Allah olduğunu
itiraf etmesine rağmen Adem'in yeryüzünde Allah'ın halifesi olması,
Allah'tan bir ruh taşıması gibi asıl üstünlüklerini bilmezden
gelmişti. Adem'de toprak toprak, kendisinde ateşten başka bir
mahiyet görmemiş; ölüden diri, diriden ölü yaratan ve bütün
meziyetleri bahşeden Allah'ı maddeye mahkum
sanmıştı.
Bu
anlayış, Şeytan'a Allah huzurundan kovulma, rahmetinden ümit
kesme ve kıyamete kadar O'nun lanetini haketme dışında hiçbirşey
kazandırmadı. Çünkü o dar görüşlüydü, maddenin ötesini görememişti.
Maddeyi tek ve gerçek ölçü sanmakla şeytanca bir yanılgıya
düşmüştü.
Şeytanın
bu itirazı, büyüklük taslamaya ve neticede kendisini inkara götüren
bir isyana dönüştü. Çünkü o, neticede sahibini alçaltacak olan bir
büyüklük anlayışına sahipti.
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin
orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen
aşağılıklardansın” dedi.
(Araf,
13)

Allah,
“Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe
kadar lânet senin üzerinedir”
dedi. (Hicr,34-35)

Yücelik sıfatları kendisine
ait olan Yüce Allah, bu emirle onu bulunduğu makamdan derhal azledip
indirdi. Kibirine karşılık küçüklüğe ve hakarete mahkum etti.
Aslının ateş olmasına güvenerek, hayırlılık ve fazileti kendisinde
aslından intikal eden bir miras, elinden alınmaz bir kişisel özellik
gibi varsayarak bu imtihan zamanına kadar bulunduğu o mutluluk
makamından düşmeyeceğini zanneden ve bu zannıyla:
Yaratıcı'nın emrini
eleştirmeğe kalkışan İblis'e bu ilâhî emir, eşyanın bütün
özelliklerinin sadece bir Allah vergisi olduğunu, bu şekilde bir
defada fiilen
anlatıverdi. (Elmalı Tefsiri, Araf
Suresi)
|
| Cennet'ten Niçin kovuldu? |
Yüce Allah, İblis'i isyanından dolayı
kovuvermemiş, sorguya çekmiştir. Sorgusunda özür beyan etme yerine
kibir ve gururla gösterdiği inat ve küfürden dolayı da bulunduğu
makamdan indirmiş, yerinden çıkarmış "in oradan çık, artık alçaksın,
küçüksün" diye yerinden atıp düşürerek, aşağılamış ve alçatmış,
birinci "çık" emrinin mutlak oluşuna göre o anda bu çıkarmanın henüz
ebedî bir kovma olmadığı anlaşılmaktadır.
Eğer İblis uslanıp
edebini takınsa, düzelmeye yüz tutsaymış affı muhtemel bulunuyormuş.
Nitekim, zaman tanıma ricası bir dereceye kadar yerine
getirilmiştir. Fakat bunun üzerine şükür ve düzelme yerine bütün
bütün şımarıp hak yola ve iman edenlere ve doğru yolda bulunanlara
karşı kötülük etmeye ebediyyen, azmettiğini ortaya koyduğu zamandır
ki emriyle tamamen kınanmaya, kovulmaya ve ahirette de kendisine
uyanlarla beraber ebedî azaba mahkûm edilmiştir.
İblis'in,
yaratıcıyı ve ahireti inkar etmediği halde bu düşme ve bedbahtlığına
sebep kibir ve gurur ile hissiyata tabi olması ve bu şekilde
arzusuna uygun olmayan hususlarda, ilâhî emre sataşıp saldırma
fikrinde bulunması olmuştur. Onda bu hasletin ortaya çıkmasına da,
insanın özel bir şeref ile yaratılması ve secde emrini kazanması
sebep olmuştur. Buna karşılık İblis'in ecelinin tehir olunmasında da
insanın düşmesine yakın sebep, kendi hatalarıdır. Fakat bu hataların
karşılıklı olarak birbirleriyle ilgili yönleri vardır.
|
 |
Allah'a karşı serbest kalmak isteyen İblis insan
ile imtihan olmuş bulunduğu gibi, İblis gibi serbest kalmak
sevdasına düşecek olan insanlar da İblis ile imtihan kılınmışlardır.
Şu halde yaratılışlarıyla İblis'in düşmesine sebep olmuş insanlar,
kendi iradeleriyle onun akıbetine düşmemek için yaratılışlarına
bahşedilen bu ezelî nimetin şükür hakkını yerine getirmeli ve
İblis'in izine gitmekten son derece sakınmalıdır. Ve bilmelidir ki,
İblis'in gösterdiği huylardan hangisi bir kimsede varsa, onda
şeytandan bir huy var demektir ve onun düzeltilmesine
çalışmalıdır. (Elmalı Tefsiri, Araf
Suresi)
|
| Mühlet
Verilişi |
Tamamen yalnız
kalan şeytan bu defa intikam peşine düştü. Hedef insandı. Çünkü
insan yüzünden ilahi rahmetten uzaklaştırılmıştı. Amacına
ulaşabilmek için de Allah'tan kıyamete kadar mühlet
istedi. |
Şeytan, "İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet
ver"
(Araf,
14) |
 |
|
diye
Allah'a yalvardı. İnsanların tekrar dirileceği günden maksat ise
sur'a ikinci üfürülüş zamanıdır. Bu şekilde yalvarmakla, tekrar
dirilmeden sonra artık ölümün olmayacağını biliyor ve böylece
ölümden kurtulacağını
sanıyordu.
Hiçbir yaratığın herhangi
bir dilek ve duasını toptan reddetmek, şânından olmayan yüce Allah,
huzurundan kovduğu İblis'in bile ricasını mutlak suretle
reddetmiyerek:
|
Allah da, “Sen süre
verilenlerdensin” dedi.
(Araf, 15) |
 |
Belirli bir zamandan maksat
ise, sur'a birinci üfleniş zamanıdır. Bununla o, zillet ve hakaret
dolu bir hayatı ölüme tercih etti. Onun için esas düşüş de bu
oldu.
|
| Şeytan'ın
Görevi |
Şeytan,
hatasını anlayıp tevbe ederek suçunu affettirme yoluna gitmedi
Bilakis daha da azgınlaştı. Kendisine, kıyamete kadar meşgul
olabileceği bir hedef seçti. Bu insandı. Gönlündeki intikam
duygularını cüretkar bir eda ile Yüce Allah'a şöyle
açıkladı:
"İblis,
“Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri
onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların
hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. "
(Hicr,
39-40)
O bilinen vakte kadar mühlet müsadesini alan İblis Ya
Rabbi! dedi, beni azdırmana karşılık yemin ederim ki veya
azgınlığıma hükmetmen sebebi ile; yani Allah katından kovulmuş,
iyilik ve rahmetten uzaklaştırılmış bir melûn, böyle bir mühlet
müsaadesini elde edince şımarır da onu azgınlığa bir teşvik vasıtası
olarak kabul eder. |
 |
|
Böyle
şımartman hakkı için veya çamurdan yaratılanı küçümseyip
secdeetmediğimden dolayı benim azgın âsi olduğuma hükmetmenden
dolayı mutlaka ben, yeryüzünde onlara süsleme yapacağım. Yani maddelerini bahane ederek o
kuru çamuru, o kokar balçığı, onlar için süsleyip insanlığın esas
yükselmesine vesile olan ruhtan daha hoş, daha süslenmiş, daha
kıymetli göstereceğim. Ve mutlaka hepsini
azdıracağım.
Ayetdende anlaşılacağı gibi şeytana, Allah'ın
halis kulları üzerinde etki olabilecek hiç bir güç verilmemiştir.
Binanyaleyh düşüncesinde, yaşayışında ve huyunda şeytana karşı olan
insan, "Allah'ın kulu" sıfatını koruyacaktır. Şeytana ait bir vasfı
taşıyan kimsede ise, şeytandan bir haslet var
demektir.
|
|
Havva'nın Yaratılışından Sonra |
|
Hz.Adem Adn Cenneti'nde ikamet
ediyordu. Kendi cinsinden ve nefsinden eşi de yaratıldı.
Eşinin adı Havva idi. Bu arada şetan öç almayı planlıyordu. Bunun
üzerine Adem ve eşini Allah şöyle uyardı:
"Ey Âdem, sen ve eşin
cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin,
fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." (Bakara
35)
Aslında Adem'e ve eşine yaklaşılmaması tavsiye edilen ağaç
bir imtihan sahasıydı. Onun meyvasından yemek ise, yasak bir fiilin
işlenmesi, sorumluluk sahsına çıkılması ve Allah'ın koyduğu bir
yasağın çiğnenmesi demekti. Adem ve eşi, melek
olma veya Cennet'te ebedi kalma ihtimallerini duyunca, şeytanın
kendilerine düşman olduğunu unuttular.
"Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin
yerlerini kendilerine göstermek için onlara
fısıldadı:
"Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf
ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi
şu ağaçtan men etti." dedi. Ve onlara:
"Elbette
ben size öğüt verenlerdenim." diye de yemin etti." (Araf 20-21)
|
|
"Ağaca yaklaşmayın" emrine sabırsızlık edip ondan
yediler. Ağaçtan meyve tadınca ayıp yerleri kendilerine
açılıverdi.
"Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı Ağacı
tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını
üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar."
(Araf
22)
Allah Adem'e görevini
hatırlatarak: "... Ben sizi o ağaçtan men
etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?" (Araf
22)
Fakat hatalarını çok çabuk
anladılar, derhal tevbe ettiler.
"Ey Rabbimiz! Biz kendimize
zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen
muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!" (Araf 23)
Allah'da tevbelerini kabul
etti. Fakat cennet de daha fazla kalmalarına müsaade etmedi ve şu
emri verdi:
"Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir
süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir. Orada yaşayacaksınız,
orada öleceksiniz ve yine oradan çıkarılacaksınız!"
(Araf
24-25) |
| Şeytana Karşı Uyarı
|
Şeytanla Adem ve Havva
arasında geçen bu hadiseden sonra Allah, şeytana karşı
tedbirli olmaları için, insanları da uyardı ve şöyle
buyurdu:

"Ey
Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara
göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi
de bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları
göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları,
inanmayanların dostu yaptık.
"
(Araf 27)
|
|
|
İblis de cinden olduğundan,
o şeytan ve onun hemcinsleri nesil ve insan askerleri gözünden
gizlenebilen cin toplulluğundandırlar. Hafiye ve casus gibi insanı
görmediği tarafından vurur avlarlar. Tefsirciler demişlerdir ki,
bundan insanın şeytanı hiç görmeyeceği sanılmamalıdır. Görülmeyecek
yönden görebilmek hiç bir şekilde görülememeyi gerektirmez. Gerçekte
bir insan bile diğer insanı göremiyeceği yönden görebilir, şeytan da
insanı böyle görmediği tarafından aldatır ve hatta bazan görünür de
şeytan olduğunu sezdirmez, şeytan olduğunu gizlemiyerek göründüğü de
olur. "Şeytan sizi belaya uğratmasın." yasaklaması da
gösterir ki, bir insan için şeytanın fitnesinden geri durmak ve
çekinmek
mümkündür.
Demek
ki şeytan, gözle görünmediği halde bile onun şeytanlık ve aldatma
noktaları bilinebilir. Ve bilinemediği halde bile takva giysisi,
iman ve korku hissi onun fitnesine en kuvvetli bir engel teşkil
eder. İnsan dışıyla ve içiyle maddî ve manevî bakımdan silahlanmış
olur. Takva elbisesi, ile içinden dışından giyinmiş bulunursa,
şeytan ona görmediği tarafından, gördüğü halde bile etki edip
aldatamaz. Şu halde şeytandan takva elbisesi
ile sakının. Muhakkak ki biz şeytanları iman etmeyen
imansızların dostları kılmışızdır. İmansızlıkla şeytanlık
arasında bir çekicilik vardır. Korusuz bahçeye haşerelerin üşüştüğü
gibi.
"Muhakkak biz kâfirlere şeytanları gönderdik, onları
günaha sevkediyorlar."
(Meryem, 83)
âyeti delaletince imansız kalblere de şeytanlar musallat olur.
İmansızlar şeytanlığı sever, şeytana mahsus hasletlere, hareketlere
meftun olurlar. Hayırsız, hayırsızla düşer kalkar, eşkiyanın reisi,
en büyük haydut olur. Bunun gibiimansızların bütün eğilimleri
şeytanlıkta olduğundan önlerine şeytanlar düşer, başlarına şeytanlar
geçer ve artık onları diledikleri yere sevkeder, soydurur,
soyarlar.
"Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal
olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına
uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır. O size hep çirkin ve
murdar işleri emreder, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi
ister." (Bakara - 168-169)
"Onlar, Allah'ı bırakırlar da, yalnız dişilere
taparlar. Böylece ancak inatçı şeytana tapmış olurlar. Allah o
şeytana lanet etti. Ve o da: "Elbette senin kullarından belirli bir
pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara
sokacağım, ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını
yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah'ın yaratışını
değiştirecekler" dedi.Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse,
şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur. Şeytan onlara vaad eder
ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi,
aldatmadan başka bir şey değildir. Bunların varacakları yer
cehennemdir. Ondan kurtulmak için çare bulamazlar." (Bakara
117-121)
Bu ayetler aynı zamanda
insanın, şeytanın fitnesinden sakınmasının mümkün olduğunu da
gösterir.
|
| Şeytanın
Hileleri |
|
Muhyiddin-i Arabi
Hazretlerinin SECERET' ÜL KEVN eserinden özetlenerek
alınmıştır.
Muaz b, Cebel rivayet ediyor : - Bir gün Resullullah (s.a) ile beraberdik. Ansardan
birinin evinde toplanmıştık.. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete
dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir
ses geldi : - Ev sahibi.....
içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden
bir dileğim var. Resullullah
(s.a) Efendimiz, -Bu seslenen kimdir
bilir misiniz? -En iyi bilen ALLAH ve
Resuludur. - O, lain iblistir.
'Şeytandır' Allah'ın laneti onun üzerine olsun. Hz. Ömer : -Ya
Resullullah, bana izin veriniz onu öldüreyim. - Dur ya Ömer, biliyomusun ki; ona belli bir vakte
kadar mühlet verilmiştir... Öldürmeyi bırak. Kapıyı ona açın
gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya
çalışınız. Size anlatacaklarını iyi
dinleyiniz.
|
Kapı açıldı...
Bir
ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl
sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası,
büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına
benziyordu. Sonra,
şöyle bir selam verdi ; -Selam ya Muhammed; selam size ey cemaat-i
müslimin. -Selam
Allah'ındır ya lain. Bir iş için geldiğini duydum; nedir o
iş? -Benim buraya
gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
-Nedir o mecburiyetin
? -İzzet sahibi Rabbın
katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki;
"Allah-ü Taâlâ sana emir
veriyor: Muhammed'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu
ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını
anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona.
Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin."
Sonra ... Allah-ü Taâlâ
buyurdu ki : "Söylediklerine bir yalan
katarsan, doğruyu sölemezsen... seni kül ederim; rüzgara savurur...
Düşmanlarının önünde, seni rüsvay ederim."
|
 |
İşte ... böyle; ya Muhammed, o
emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana
sorduklarına doğru cevap vermezsem;düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu
muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey
yoktur.
Halk Arasında En Çok
Sevmedikleri
Bundan
sona Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle sordu :
-Madem ki, sözlerinde
doğru olacaksın. O halde bana anlat: Halk arasında en
çok sevmediğin kimdir ? Şeytan şu
cevabı verdi : -Sensin ya Muhammed.
Allah' ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse
yoktur. Sonra senin gibi kim olabilirki? -Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve
sevmezsin?. -Müttaki bir gence ki ...
varlığını Allah yoluna vermiştir.
|
 |
-Sonra kimi sevmezsin?
-Kendisini sabırlı bildiğim şüpheli işlerden
sakınan alimi ... -Sonra ? -Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı
adet eden kimseyi. -Sonra ? -Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye
anlatmaz... Halinden şikayet etmez. -Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin
? -Ya Muhammed,
ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi
birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna
benzemez. Hasılı , onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet
etmeyişinden anlarım. -Sonra kim ? -Şükreden zengin. -Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın
? -Onu görürsem ki ,
aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki:
şükreden bir zengindir. |
İbadet Esnasında Şeytanın
Hali
Resullullah (s.a.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi
ve ona başka bir sual sordu : -Peki,
ümmetim namaza kalkınca, senin halin nice olur? -Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.
-Neden böyle olursun; ya lain ?
-Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir
derece yükselir. - Peki ya oruç
tuttukları zaman nasıl olursun ? -O
zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.
-Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun
? -O zaman da çıldırırım.
-Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl
olursun ? -O zaman da, eririm. Tıpkı
ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm. -Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır
?
|
 |
-Ha, işte.. o zaman halim pek
yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline, ve beni
ikiye böler. -Neden öyle testere ile
ikiye biçilirsin, ya Ebamürre ? -
Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ; 1-Allah-ü Teala, sadaka verenin malına bereket ihsan
eyler. 2-O, sadaka veren kimseyi
halkına sevdirir. 3-Allah-ü Teala, onun verdiği sadakayı , cehennemle
arasında bir perde yapar. 4-Allah-ü Teala, belayı sıkıntıyı ve ahları ondan
defeder |
Şeytan Kimi
Azdıramıyor?
Resullullah (s.a.) Efendimiz, yukarıdaki soruları
sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten
sonra, şöyle buyurdu:
- Ümmetime saadet ihsan eden;
seni taa, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah'a hamd
olsun. Resullullah
(s.a.) Efendimiz' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi
: - Heyhat, heyhat...
Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen
ümmetin için nasıl ferah duyarsın?.. Ben,
onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar,
benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin
ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini...
Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini
ve abidlerini .. Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat,
Allah'ın halis kullarını... Evet, bunları
azdıramam. |

|
Bunun üzerine Resullullah
(s.a.) Efendimiz sordu : -Sana göre
ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ?
-Bilmez
misin? ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever ... O
Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini dinarını sevmez; övülmekten,
medhedilmekten hoşlanmaz.. bilirim ki o : ihlâs sahibidir... Hemen
onu bırakır
kaçarım.
Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği süre,
kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını
yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin
ki: mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya
Muhammed, baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri
arasındadır.
Ya Muhammed, bilmez misin? Benim yetmiş bin tane
çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin
etmişimdir. Sonra o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane
şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir
kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da, meşayihe saldım. Bir
kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince,
aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.
Çocuklara
gelince... onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte
oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert
ettim. Bir kısmını da zahidlerin. Onlar bunların yanına girer;
halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne ... hep dolaştırıp
dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; başlarlar, sebeplerden herhangi
birine sövmeye... İşte... böylece, onlardan ihlası alırım. Onlar bu
halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı .. Ama , bu
hallerin farkında olmazlar. Bilmez misin; ya Muhammed, Rahip
Borsisa: tam yetmiş yıl ihlas ile Allah' a ibadet etti. Bu
ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal
ihsan edilmişti ki ; Her dua ettiği hasta, duası ve bereketi ile
şifa oluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda
da küfre girdi. Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında ,
ona şöyle anlatır :
"Şeytan hali gibidir
ki; o insana: 'Kafir ol .. Dedi. Vaktaki o kafir oldu.: bu defa ona
şöyle dedi: Ben senden uzağım... Ben alemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım ." (59/16)
|
Kötü Huylardan
İstifade Edişi
YALAN
- Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendendir ve ilk
yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse ... o benim
dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse ... o
da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem'e ve
Havva'ya yalan yere Allah adına and
içtim. "Muhakkak ben size nasihat ediyorum." (7/16)
Dedim... Bunu yaparım : çünkü yalan yere yemin gönlümün
eğlencesidir.
GIYBET - KOĞUCULUK
-Gıybet ve koğuculuğa gelince .... Onlarda benim
meyvelerimdir ve şenliğimdir. |
 |
|
NİKAH
ÜZERİNE YEMİN ETMEK
-Her kim
talk üzerine yemin ederse ... günahkar olacağından endişe edilir.
İsterse bir defa olsun .. İsterse doğru şey üzerine olsun. Her kim
talakı ağzına alırsa .. taaa.. hakikati belli oluncaya kadar karısı
ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyamete kadar meydana
getirecekleri çocuklar hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak
kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer. |
| Namaz ve
Şeytan |
|
- Ya Muhammed, o her ne zaman ki, namaza kalkmak
ister; tutarım .
- Ona vesvese veririm. Derim ki:
"henüz vakti var. Sende meşgulsün. Hele şimdilik işine bak sonra
kılarsın." Böylece o: Vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu
sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse beni
mağlup ederse; ona insan şeytanlarından birini yollarım... Böylece
onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar.
- O, bunda da beni mağlup ederse; bu
sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde
iken; sağa bak, sola bak derim. O da bakar. O ki böyle
yaptı. Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona: Sen ebedi
yaramaz bi iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım.
Sende bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda , sağa ve sola
çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez.
- Bunda da ona mağlup olursam. Yalnız
başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona; çabuk çabuk
kılmasını emrederim. O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya.
Tıpkı horozun, gagası ile yerden birşeyler topladığı
gibi.
|

|
- Bu işi yaptırmakta da ona başarı
kazanamazsam bu sefer, cemaatle namaz kılarken onun yanına
varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel
secdeden ve rükü'dan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku
yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için, kıyamet günü, Allah onun
başını eşek başına çevirir.
- O kimse bunda da beni yener ise. Bu
defa, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o
beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde
yaptırmaya muvaffak olursam.
- Bunda da mağlup olursam, bu sefer
ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben
üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini
ağzına kapamazsa; onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını
ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşteb undan sonra o kimse, hep bize
itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.
|
|
Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :
-Sen ümmetin hangi saadetinten ferah
duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım... ne tuzaklar.
Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı
bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki : -Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan
ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. Sonra hastalara giderim : -Namaz kılmayı bırak " derim çünkü Allah-ü
Teala: "hastalara zorluk
yok....." (24/61) buyurdu.
İyi olduğun zaman kılarsın. Ve böylece o,
namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o, hastalığında
namazı terkederek ölüp giderse, Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü
Teala'yı öfkeli bulur. Sonra şöyle dedi : -Ya Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni
akrep soksun. Sonra.... Eğer yalan varsa .. Allah 'tan dile beni
kül eylesin.
İblis bundan sonra
konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi : -Ya Muhammed, sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ?
Halbuki ben onların altı da birini dininden
çıkardım. |
| Şeytanın
Arkadaşları |
| Bundan sonra Resullullah (s.a.)
Efendimiz ona, yani İblis'e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular
sordu. O da bunlara cevap verdi : |
-Oturma arkadaşın kim
? -Faiz yiyen.
-Dostun kim
? -Zina eden.
-Yatak
arkadaşın kim ? - Sarhoş
-Misafirin
kim ?
-Hırsız. -Elçin kim
?
-Sihirbazlar. -Gözün nuru
nedir? -Karı
boşamak.
|
-Sevgilin kim ? -Cuma namazını
bırakanlar. -Senin cismini ne eritir
? -Tevbe edenlerin
tevbesi. -Ciğerini ne parçalar?
-Allah'a yapılan bol bol istiğfar.
-Yüzünü ne buruşturur
? -Gizli
sadaka. -Gözlerini kör eden nedir
? -Gece
namazı. -Başını eğdiren nedir
? -Çokça
kılınan cemaatle namaz.
|
-İnsanların en şakisi
kimdir ? -Cimriler
-Seni işinden ne alıkoyar
? -Ulema meclisleri -Yemeğini nasıl yersin
? -Sol elimle parmaklarımın
ucu ile. |
| Şeytanın Allah'tan On
Talebi |
|
1. Allah'tan diledim ki, beni ademoğullarının malına
ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki
bu: "Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara
vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder..." (17/64)
Ayet-i Celilesi ile sabittir.
- Her besmelesiz kesilen hayvan
etinden yerim, faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan
Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım.
- Cinsi
münasebet anında; Allah'a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte
hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk, bize
itaat eder. Sözümüzü dinler.
- Her kim hayvana binerken, helal
yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, bende onunla
beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu
da Ayet-İ Kerime ile sabittir. "Onlar üzerine süvarilerinle,
piyadelerinle yaygara çıkart."
(17/64)
2. Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere ..
Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
3 .Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar
yerlerini bana mescid yaptı. 4. Benim
için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı
olarak verdi. 5. İstedim ki; bir ezan
vere , Mezmurları verdi. 6. Diledim
ki; bana bir yatak arkadaşı vere.. Sarhoşları verdi.
7. Diledim ki; bana yardımcılar vere...
Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi. 8. İstedim ki; bana kardeşler vere... Mallarını boş
yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları.
Bunlarda şu Ayet-i Kerime ile sabittir :
"O kimseler ki ; mallarını boş yere
harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri
olmuşlardır."
(17/27)
Bir ara Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle buyurdu
: - Eğer söylediklerini, Allah'ın
kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin. Seni tastik etmezdim.
Bundan sonra İblis devam etti :
-Ya Muhammed, Allah'tan diledim ki;
ademoğullarını ben göreyim; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi
de yerine getirdi. Diledim ki;
ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa; Bu da oldu. Böylece
ben, onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem nasıl istersem. Bütün
bu isteklerimi verdi . " Hepsi sana verildi, buyurdu. " Ve ben bu
hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle
beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte...
Böylece kıyamete kadar, ademoğullarının ekserisi benimle beraber
olurlar.
Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı :
- Benim bir oğlum vardır. Adı:
ATEME'dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa gider; onun
kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı; imkan yok, insanlar
namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.
- Benim bir oğlum daha vardır ki;
onun adı da MÜTEKAZİ 'dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli
amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat
işlerse .. ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MÜTEKAZİ onu
dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya
muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan
dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için
tam yüz sevap verilir.
- Sonra .. Benim bir oğlum daha
vardır . Onun adı da KÜHAYL dir. Bunun işi de, insanların
gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve hatip hutbe
okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya
başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap
alamazlar.
Bundan sonra İblis şöyle anlattı :
-Hangi kadın olursa olsun .. Onun kalktığı yere şeytan
oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve
onu, bakanlara güzel gösterir. Sonra o
kadına bazı emirler verir. Mesela: Elini kolunu dışarı çıkar ;
göster. Der .. o da bu emri tutar. Elini, kolunu açar,
gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini tırnakları ile
yırtar.
İblis bundan sonra ; Resullullah (s.a.) Efendimiz' e
kendi durumunu anlatmaya başladı :
-Ya Muhammed bir insanı delalete sürüklemek için
elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi
güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete
sürüklemek elimde olsaydı, yeryüzünde; "Allah'tan başka ilah
yoktur ve Muhammed Allah'ın resülüdür." diyen herkesi, oruç tutanı
ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl
ki senin elinde de, hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak
Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde
olsaydı, yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah'ın halkı
üzerinde bir hüccetsin. Bende , kendisi için ezelde şekavey yazılan
kimselere sebebim. Said olan kimse, taa, ana karnında iken saiddir.
Şaki olan da yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan
da Allah, Şekavet ehli kılan da Allah .
Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz şu iki
Ayet-i Kerimeyi okudu. "Bunlar, taa sonuna
kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabbın
esirgedikleri hariç.." (11/118-119) "Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir
kaderdir." (33/38)
Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz, İblise
şöyle buyurdu :
-Ya Ebamürre, acaba senin bir tevbe etmen ve Allah' a
dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum.
Bunun üzerine İblis şöyle dedi :
-Ya Resullullah, iş verilen hükme göre oldu.
Karar yazan kalemde kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır.
Seni peygamberlerin efendisi kılan,
cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı
arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve
cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve O: bütün eksik
sıfatlardan münezzehtir. Ve
İblis cümlelerini şöyle tamamladı : -İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün
söylediklerimi de doğru dedim.
Evvel, ahir, zahir batın, alemlerin Rabbı olan
Allah' a hamd olsun.
Efendimiz Muhammet Nebiye Allah salat eylesin. Keza
onun ailene de ashabına da ...
Amin. |
| İblis'in İman Eden Oğlu
Oldu mu? |
İblis'in oğlu "Hame" Peygamberimize (sav) erişmiş
ve kendisine gelerek iman etmiştir. Bu cinni, Efendimiz'in ashabı
arasına girmiş bulunmaktadır. Bahsi Geçen cinni "Hame bin İblis"
Peygamber Efendimiz'e Hazret-i İsa'nın selamını tebliğ
etmiştir.
|
| Şeytan Başka Cin
Başkamıdır? |
Şeytan ile cin
yaratıldıkları made itibariyle birbiirnden ayrı bir er varlık
değildirler. aralarındaki fark sadece iman edip etmemeleriyle
olmaktadır. (6)
|
KAYNAKLAR
1) Elmalı
Tefsir 2) Diyanet İşleri Başkanlığı
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali 3) Şeytan, Ahmet Güç,
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Şamil İslam Ansiklopedisi
4) Gençlere Öğütlerim, Mehmed
Emre 5) Fetava-i Hadisiyye, s.171 6) Günümüz Meselelerine
Açıklamalı Cevaplar, Mehmet Emre |

|

|

| |